ManşetRÖPORTAJLARSAĞLIK

ACT psikoterapisti Uzman Klinik Psikolog Ecem Şenel, mutlu bir yaşam için psikoterapinin önemini Quality okurları için anlattı

Mutlu yaşam psikoterapiyle doğru orantılıdır

Etkili ve başarılı sonuca götüren ACT psikoterapisti Uzman Klinik Psikolog Ecem Şenel’in içten ve sıcak terapi odasına konuk olduk.

İstanbul doğumlu Şenel, Hisar Eğitim Vakfı’ndan mezun olduktan sonra Koç Üniversitesi’nde psikoloji okumuş, daha sonrasında Londra’da klinik psikoloji üzerine yüksek lisansını üstün başarı ile tamamlamış. Londra’da yaşadığı süre boyunca çeşitli psikoterapi eğitimleri almış ve İstanbul’a ‘Kabul ve Kararlılık Terapisi’ (ACT – Acceptance and Commitment Therapy) uygulayan bir psikoterapist olarak dönmüş. Anksiyete, travma, depresyon ve duygu durum bozuklukları gibi çeşitli psikolojik sorunları kabul, mindfulness, öz-şefkat ve davranışsal müdahalelerle ele alıyor. Yıllardır terapi odasında birçok psikolojik rahatsızlıklardan muzdarip bireylere yol gösteren Ecem Şenel, artık danışanlarını Levent’teki ofisinde görüyor.

Hiç uzatmadan soruyorum Ecem Hocam, terapi bir çözüm mü yoksa kişisel gelişim mi?

Terapi dediğimizde akla ilk gelen kişisel gelişim olabiliyor ama ben daha çok kişisel kabul demeyi tercih ediyorum. Çünkü yaşadığımız psikolojik zorluklar beraberinde özümüze yönelik bir yargı veya nefret oluşturabiliyor. Terapiye gelenler genelde bunu değiştirme, veya problemlerinden kurtulma çabasındadır. Kişi kendini olduğu şekilde, sevmediği veya değiştirmeye çalıştığı taraflarını olduğu haliyle kabul edebilirse, asıl gerçek değişim için adım atmış olur. İşte bu kişiyi zorlayan içsel deneyimlere yönelik kabul uygulamalarıyla terapi çözümü getiriyor diyebiliriz. Tabii çözüm ne demek buna da bakmak gerekiyor, çünkü bu kişiden kişiye değişebiliyor. O yüzden terapi oldukça bireysel ve kişiye has bir süreçtir. Klinik psikolog olarak benim anlayışıma göre çözüm kişinin psikolojik esnekliğe ulaşmasıdır.

Peki psikolojik esneklik nedir?

Psikolojik esneklik, uyguladığım terapinin yani Kabul ve Kararlılık Terapisi’nin ana hedefidir. Kişinin yaşadığı olumsuz içsel deneyimlere alan açması, şimdiki anla daha etkili bir şekilde bağlantı kurması ve yaşanan içsel rahatsızlığa rağmen kişinin değerlerine yönelik hareket etmesi ve bunu devam ettirebilecek becerilere sahip olması anlamına gelir. Psikolojik açıdan katı olan biri, yaşadığı zorlayıcı düşünce ve duygulara takılı kalarak değersiz, anlamsız ve hatta cansız bir hayat yaşar. Ve bu açıkçası çokta yaşanası bir hayat olmaz değil mi?

Hangi sinyalleri alıyorsak terapiye başvurmalıyız?

Bence herkesin terapi alması gerek, psikolojik bir rahatsızlığa sahip olsak da olmasak da, çünkü psikoterapi süreci kişiye birçok farkındalık ve beceri sağlayabilir. Özellikle duygularımızı tanımak ve düzenlemek, kendimizle kurduğumuz iletişimi farketmek ve değiştirmek bizi daha iyi bir versiyonumuza götürür. Tabii ki ruhsal bozukluk tanısını ancak bir psikiyatrist koyabilir, fakat birey kendi iç dünyasında bir sıkıntı yaşadığını düşünüyor ve hayatta basitçe zorlanıyorsa terapiye başvurmak kişi için oldukça etkili bir adım olur.

Problemlerine saplanıp kalan danışanlarınıza nasıl yardımcı oluyorsunuz?

Bazen terapi odasında zorlayıcı vakalarla karşılaşabiliyoruz ve genelde bu durum kişinin psikolojik sıkıntılarına saplanıp kalmasıyla alakalıdır. Bu tür durumlarda ACT perspektifinden birçok metafor kullanırım. Mesela, çok endişeli biriyseniz kaygılı düşüncelerinizi ve anksiyete duygusunu iç karartıcı bir hava durumuna benzetelim. Karanlık bulutlar, beraberinde gelen yağmur ve şimşekler, o anlık psikolojik durumumuzu yansıtabilir. Halbuki bu hava durumlarına mekan sahipliği yapan bir gökyüzü vardır ve biliriz ki bulutların ardında berrak bir gökyüzü ve güneş vardır. Görmesek de bunu biliriz. Gökyüzü bakidir, tıpkı benliğimiz gibi. Bizler gökyüzü gibiyiz ve birçok hava durumuna sahibiz. Hiçbir hava durumu sabit değildir, bir süreçtir. Gelir geçerler. Bunu gözlemlemek için danışanlarıma bulutları izleme, takılı kaldıkları düşüncelerin her birini bir buluta iliştirmelerini ve hareket ettiklerini deneyimlemelerini isterim.

Her şey geçer diyebilir miyiz?

Evet, bizler sürekli bir sürecin içerisindeyiz. Hayat bir süreçtir. Yaşadığımız sıkıntılar hiç geçmeyecekmiş gibi düşünsek de, psikolojik durumlar da geçer. Sonra tekrar gelir, bir daha gider. Psikoterapide edinilen becerilerde, kişi onu zorlayan içsel durumların bir hava durumu gibi geçmesine izin vermeyi öğrenir. Ve bu gelme gitme sürecinde, kişi içinde bulunduğu bağlamın koşullarına göre onun için önemli ve değerli olan şeylerin doğrultusunda eyleme geçmeyi öğrenir.

Bizlere terapinin gücüne dair bir sır vermenizi istesek, neler söylersiniz?

Bir değil iki sır vereyim. Birincisi, hepimizin her şeyi yapacak güçlü bir potansiyeli vardır. Eğer hayalimizdeki en iyi versiyonumuza ulaşmak istiyorsak, bunu yapabilecek güce sahibizdir çünkü hayalini kurabildiğimiz her şeyi gerçekleştirebilmemiz mümkündür. İkincisi, değiştiremediğimiz şeyleri (düşünce, duygu, hissiyat, dürtü, anı gibi) kabul edip, akabinde değerlerimizi seçip, bu yönde harekete geçersek istediğimiz yaşamı inşa edebiliriz.

Son olarak psikologları bir tür öğretmen olarak görebilir miyiz?

Bence evet, danışanlarımın yaşamlarına rehberlik etmek benim için gerçekten anlamlı bir görev. Ancak, öğretmenlik ve psikologluk farklı yetkinliklere ve odak noktalarına sahiptir. Öğretmenlik, bilgiyi paylaşma ve genç zihinleri eğitmeyle ilgilidir ki bu çok değerli bir misyondur. Baş öğretmen Mustafa Kemal Atatürk gibi büyük liderlerin izinden giderek, bireylerin kişisel gelişimine odaklanıyorum ve onları kendi potansiyellerini keşfetmeye teşvik etmeye çalışıyorum. Atatürk’ün büyük vizyonu gibi, ben de danışmanlıkla bireylerin güçlenmesine ve daha iyi bir gelecek kurmalarına katkıda bulunma amacı güdüyorum. Bu vesile ile Baş Öğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle anıyor, tüm öğretmenlerimizin de Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.

İlgili Mesajlar

1 of 2.556