En büyük ödülüm, beni zirveye taşıyan müşterilerimdir
Amerika rekabetin bol olduğu bir ülke ancak çok değişik ve yenilikçi bir projem var. Müdavimlerinin olacağı, lezzetinin dilden dile yayılacağı bir restoran açma projem var
Yeme-içme ve eğlence gurusu; İzzet Çapa
1994 yılında açtığı Dedikodu Cafe ile yeme-içme ve eğlence sektörüne adım atan İzzet Çapa, ardından Etiler’de Dedikodulu Meyhane ile yemek ve eğlenceyi doruğa taşıdı…
İzzet Çapa yenilikçi ve trendleri takip eden vizyoner kişiliği ile her sene ekibi ile birlikte Avrupa ve Amerika’da birçok ülkeye giderek sektöründe AR-GE çalışmaları yaparak yeni açtığı mekânlarda uyguladı. Çapa, bu gün kadar Dedikodulu Meyhane, Bario Latino, Catwalk, Sapopet, Jungle, Hammam ve Cahide gibi birçok efsane mekânlara ekibi ile birlikte 30 senedir hizmet veriyor…
Çapa’nın son olarak Türkiye’ye kazandırdığı Cahide ise 20 yıldır sektörün zirvesinde ve şimdilerde İstanbul’da Cahide Palazzo, Çeşme’de Cahide Alaçatı adı ile hizmet veriyor. Her sezon yenilenen şovları, mönüsü ve profesyonel ekibi ile kusursuz bir hizmet veren Cahide’de Sibel Can’dan Serkan Kaya’ya, Gülşen’den Özcan Deniz’e, Yıldız Tilbe’den Linet, Melek Mosso gibi daha birçok sanatçı sahne alıyor. Kısaca Cahide Türkiye’nin yıldızlarını hayranları ile buluşturan bir müzikhol olarak sektörün parlayan yıldızı olarak dikkat çekiyor.
Ülkemizin yeme-içme ve eğlence sektörüne çok büyük bir emek ve hizmet ile katma değer kazandıran ve bugüne kadar birçok kurumdan sayısız ödül almış bir eğlence gurusu olan sevgili İzzet Çapa ile sıcak ve samimi bir röportaj yaptım, gelim birlikte okuyalım…

Seni yıllardır tanırım İzzet. Herhalde açtığın bütün mekanlara da geldim. Bu kadar birbirinden farklı konseptli yerler açmayı nasıl beceriyorsun?
Sıkılıyorum galiba. Ben aslında baktığında kendine dönük bir adamım. Bir yere gidip memnun kalkmam, beğenmem çok kolay değil. Kendi mekanlarımda da aynısı geçerli. Herkesten önce en çok ben eğlenmeliyim, ben yediğimi içtiğimi beğenmeliyim. Buraya “bir daha gelirim” demeliyim. Dükkan benim de olsa ayaklarım geri geri gidiyorsa orası ömrünü doldurmuştur. Benim mekanlarım yaşar. İnsan gibidir, ruhları vardır. Nasıl insanlar yıllar geçtikte eskir, yaşlanırlar ve partnerlerinin gözüne daha güzel görünmek için estetik ameliyatlar olurlar. Mekanlar da aynen öyle değişmeli ve evrilmelidir.
İnsanları “Bakalım bu sene ne yapacak?” diye beklentiye sokuyorsun. Bu fikirler nerden geliyor aklına?
Benim işim gözlem yapmak. Bir başkasının öylece bakıp gideceği ufacık detaylardan ben koca bir konsept yaratabilirim. Ha tabi ki bunu tek başına yapmıyorum. Arkamda yıllardır çalıştığım ve beni tanıyan, neyi ne zaman isteyeceğimi bilen bir AR-GE ekibim var. Onlarla birlikte dünyayız geziyoruz. Mutfak şefinden, barmene kısaca vizyon kazanması gereken tüm Çapamarka beyin takımına dünyanın kapıları benim desteğimle ardına kadar açık. Kendini geliştirmek isteyen kimseye olmaz demem, hak ediyorsa dünyanın her yerine gönderirim.

Çapamarka’nın en büyük bütçesi Arge’ye gidiyor yani öyle mi? Ortalama bir şey söyleyebilir misin?
Ne sen sor ne ben söyleyeyim. Ama şunu söyleyebilirim. Başlangıçta bir bütçeyle başlamıyoruz. Süreç içerisinde bütçe ortaya çıkıyor. Ben açtığım 80’e yakın mekanda da başlangıçta bunu hiç hesaplamadım. Çünkü onu hesaplamaya çalışırsam deliririm. Ama sonunda çok yüksek bütçeler çıksa da harcadığım her kuruşa değdi. Öyle ki bir peçeteyi 1 birime de alabilirsin 10 birime de ama müşterin 10 birimlik peçeteyi kullandığında kendini saygıdeğer hisseder ve muhakkak kapını bir daha çalar. Bu da müdavimler yaratır ve hiçbir reklama bile ihtiyaç duymadan insanlar ağızdan ağıza birbirine mekanın ne kadar iyi olduğunu anlatır.
Yıllardır bu piyasanın içindesin. Defalarca da ödüllendirildin. Bu kadar ödülü nerede saklıyorsun? Ya da içlerinde senin için en önemli olanı hangisi?
Doğruyu söyleyeyim. Hiçbirinin nerede olduğunu bilmiyorum. Çünkü benim ödüllendirilmek ya da onaylanmak gibi bir arzum hiçbir zaman olmadı. Ben hep kendi bildiğimi ve bana doğru geleni yaptım. Bu yüzden bu bir başkasına yanlış gelir ya da beni övmez mi acaba diye hiç düşünmedim. Ama seni bunca yıldır tatmin eden, bu işi yapmana neden olan ne diye sorarsan ona bir cevabım var. Bana 25 yıldır en büyük ödülü müşterilerim veriyor. Açtığım her yere iyi hizmet alacaklarını, iyi yemek yiyeceklerini ve eğleneceklerini bilerek geliyorlar. Haliyle bunun ödülü de zirvede olmak… Öyle ki benim işe başladığım zaman gelenlerin çocukları şu an müşterim olarak geliyorlar. Bu da benim için alınabilecek her türlü ödülden daha kıymetli.

Yenilik olmazsa açtığın bir mekanda nasıl hissediyorsun? Klasik olmayı hiç düşünmedin mi?
Aslına bakarsan düşünmedim. Klasik olandan olabildiğinde kaçmak istedim. Benim temel motivasyonum içinde olduğum hatta başını çektiğim sektörde inovatif olarak ne yapabilirim. Sana bir de sır vereyim. Herkes sinir olduğumu zanneder ama ben taklit edilmekten çok hoşlanırım. Çünkü ülkede ben yapılmamış olanı yaparım, önce herkes bir mesafeli yaklaşır. Ama sonra bir bakmışsın hepsi aynısını yapmaya başlamış. İşte ben de o zaman o taklit ettikleri her neyse sistemimden çıkarır daha iyisini bulmaya çalışırım. Ta ki onlar yapamayıncaya kadar… Ha illa klasik olacaksam da tavuk pilavcı ya da köfteci açardım.
Sen orada da bir numara yaparsın illa ki… Şapkadan bir tavşan çıkarırsın.
Ne yalan söyleyeyim yaparım. Çünkü benim içim kıpır kıpır… İlla bir şeyler yapmak zorundayım. Matruşka gibiyim. Öyle düşün beni. Bir ben var benden içeri yani. İçimde farklı farklı kimliklerde, birbirine taban tabana zıt üstelik sürekli de kavga eden ruhlar var. Ben bunların uyumsuzluğundaki harmoniyi yakalıyorum.
Kendini çok iyi anlattın. Peki şimdilerde seni ne mutlu ediyor? Bir kitap daha yazıyormuşsun diye duydum.
Yazıyorum. Bir tane kitabım var zaten. “En Çok Ben Eğlendim” İlk bakışta bir anı kitabı, hayatımı anlattığım bir kitap olarak görünüyor ama aslında kitabın adı en çok ben iflas ettim olmalıydı. Ama her iflas benim için yeni bir zirve oldu. Düştüğüm yerden hep kalkmayı başardım. Üstelik her seferinde daha da başarılı olarak ayağa kalktım. Doğru perspektiften okuduğunda aslında gece hayatında çalışanlar ve genç gazeteciler için bir başucu kitabı sayılabilir. Çünkü ben merakımdan yapılabilecek bütün hataları zamanında yaptım. O yüzden şimdi bu kadar emin adımlarla ilerleyebiliyorum. Bu arada “En Çok Ben Eğlendim” sesli kitap oldu. Daha ulaşılabilir durumda artık. Aynı zamanda “En Çok Ben Eğlendim” in Bulgarca ve Lehçe’ye çevrilmesi için anlaşmaları tamamlandı diyebilirim. Yeni kitabımda bundan çok uzak değil aslında. Değişen majör şey benim tecrübelerim ve hayata bakış açım. Yeni mekan açacaklara işe başlayacakları ilk günden yol haritası olabilecek, kriz yönetimi yapmaları için tavsiyeler vereceğim bir kitap olacak.

Sırada ne var peki? Klasik soruyu sorayım. Bu defa ne yapacaksın?
Sanırım artık Türkiye’de yapılabilecek her şeyi yaptım. İmzamı artık Amerika’ya atmak istiyorum. Belki ukala diyeceksin ama Türkiye’de zorlanmıyorum. Geçmeye çalışabileceğim kimse de yok. O nedenle hedefim Amerika çünkü rekabetin bol olduğu bir ülke. Orası için çok değişik ve yenilikçi bir projem var. Orada da müdavimlerinin olacağı, lezzetinin dilden dile yayılacağı bir restoran açmayı düşünüyorum. İstanbul’daki işletmelerim aynen devam edecek, başında yine ekibim olacak ama ben Amerika’yla ilgileneceğim.
Röportaj: Salih Keçeci


















