İŞ DÜNYASIManşetRÖPORTAJLAR

Akgün Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Akgün, ticaretin onurunu, aile olmanın anlamını ve çok daha fazlasını Quality’e anlattı

En büyük servet eğitimdir. Eğitimin olmadığı yerde dünya senin olsa hiçbir anlamı yok

Türkiye’de çok az isim vardır ki; başarıyı yalnızca rakamlarla değil, ahlakla, sadakatle ve nesiller boyu süren bir duruşla tanımlayabilsin.
Vedat Akgün, işte o nadir isimlerden biridir.

O, bir otel zincirinin patronu olmanın ötesinde; bir dönemin hafızası, bir ailenin direği, bir şehrin vicdanıdır. Körfez Krizi’nde 100 odalı otelde yalnızca 5 oda doluyken pes etmeyen, bir Rus misafirin gelişiyle kaderin yönünü değiştiren, bugün ise İstanbul’un en çok döviz kazandıran otellerinden birini üçüncü kuşağa devreden bir lider…

Akgün Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Akgün ile ticaretin onurunu, aile olmanın anlamını, Elazığlı duruşunu ve Türkiye’de nadir görülen bir başarı modelini konuştuk.

Aile geçmişiniz ve çocukluk yıllarınızı anlatarak başlayalım dersem neler söylersiniz?

Babam, eskiden Elazığ’a bağlı olan, bugün ise Diyarbakır sınırlarında yer alan Çüngüş ilçesinde ikamet ediyordu. Babam 12-13 yaşlarındayken, dedem Yemen’e savaşa gitmiş ve geri dönememiş. Babam da amcasıyla birlikte ticaret hayatına atılmış. Halep’ten, Kilis’ten ve Antep’ten manifatura eşyaları getirip Elazığ’da, Diyarbakır’da satmaya başlamışlar. Uzun yıllar bu ticareti birlikte sürdürmüşler. Zaman içerisinde babam evlenmiş, Aile büyüyünce geçim şartları iyice zorlaşmış. Bu süreçte babam Elazığ’a gelip gitmeye başladığında, şehrin ileri gelenlerinden Kazım Efendi ile tanışıyor. Kazım Efendi aynı zamanda dönemin felsefe öğretmeni, çok iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilen bir din adamı ve âlim biri. Babamın yaşadığı sıkıntıları dinledikten sonra, “Artık sen buraya sığmaz oldun oğlum. Elazığ’da bir ev tut, ticaret hayatına burada devam et.” demiş. Babam da ona duyduğu güven ve inançla bu kararı almış.

Çüngüş’ten Elazığ’a göç…
Babam Elazığ’a geldikten sonra, bir han kiralamış. Otelcilik hayatımız işte tam olarak orada başlamış. Talat ağabeyim, ablalarım, ardından Nihat ve en son ben doğmuşum. Toplamda sekiz kardeş olduk. Sekiz çocuklu bir aileyi ayakta tutmak elbette kolay değildi. Annemi kaybettiğimizde tüm yük babamın sırtındaydı ve bu nedenden ötürü otoriter olmak zorundaydı. Çünkü sekiz çocuğun başında durmak, bütün aileyi yönetmek kolay bir iş değildi. Zaman içerisinde ticarette ilerledi ve Kasaplar Çarşısı ile Kapalı Çarşı arasında büyük bir dükkân satın aldı.

Aynı dönemde toptan gıda işlerine de başladı babam. Ben o zamanlar 5-6 yaşlarındaydım.
Evde durmak zaten mümkün değildi. Abimlerle birlikte babamın yanında çıralık yapardık. Satılan ürünleri deftere yazardık, kovaya gazozu koyar satardık. Abimlerle hem harçlığımızı çıkarırdık hem de ticareti babamızın yanında, çocuk aklımızla böyle öğrenmeye çalışırdık. Bugün geldiğimiz noktada, yaşanan bütün zorlukların temelinde o yıllardaki emek, sabır ve inanç yatıyor.

Elazığ’dan İstanbul’a uzanan yolculuk nasıl başladı?

Babam zaten ticaret için sık sık İstanbul’a giderdi. Bu vesileyle İstanbul’a taşınma kararı aldı. İlk otelimizin bulunduğu yer olan Beylerbeyi’nde, eskiden Geçicizade Ali Fuat Paşa’nın konağıydı olan bugünkü Aksoy Oteli’nin yerini satın aldı. Üç katlı saraydan gibi bir konaktı. Tadilata soktu ve konak düzenindeki yapıyı otele çevirdik. İşte bizim otelciliğimiz de Beylerbeyi’nde böyle başladı.

Otelinizin Almanya’ya giden işçiler için de önemli bir durak olduğu söyleniyor, bu süreci anlatır mısınız?
Evet, Almanya’ya gidecek Elazığ, Tunceli, Bingöl, Siirt gibi illerden gelip Almanya’ya gidecek olan insanların önemli bir durağıydı bizim otelimiz. Rahmetli Mustafa ağabeyim Elazığ’daki işlerle ilgilenirdi. Ali ağabeyim ise İstanbul’da işin başındaydı. Ali ağabeyim adeta Tuncelilerin babası gibiydi. Almanya’ya giden işçilerin hemen hepsinde onun mutlaka emeği vardır. O zamanlar vize yoktu, Almanya’ya gitmek kolaydı lakin ceplerde de para yoktu. Ali ağabeyim giden herkese borç olarak 200–300 mark harçlık verirdi. Bir, iki yıl sonra Almanya’dan izne geldiklerinde borçlarını öderlerdi. Biz adeta Merkez Bankası gibiydik.

Siz bu süreçte eğitim ve iş hayatını nasıl birlikte yürüttünüz?
Ben hem okula giderdim hem okuldan sonra otelde garsonluk yapardım. Talat ağabeyim üniversitede okuyordu. Ben Vefa Lisesi’nde okudum. Üniversite sınavlarında Erzurum’u, Eskişehir’i kazandım lakin gitmek istemedim. “En iyisi Almanya’ya gideyim hem dil öğreneyim hem turizm okuyayım.” dedim. Stuttgart yakınlarında bir kasabada okudum. Ardından Avusturya sınırında Bad Reichenhall’da bir otelcilik okuluna girdim. Denklik kabul edilmediği için İstanbul’a döndüm. İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı’nı kazandım. Askerliğimi yaptıktan sonra Bursa Işıklar Askeri Lisesi’nde bir süre Almanca öğretmeni olarak görev yaptım.

Akgün ailesi olarak turizm ve ticaret yolculuğunuz nasıl devam etti?
Ali ağabeyim ticareti çok iyi bilirdi. Mustafa ağabeyim muhasebede çok kuvvetliydi. Talat ağabeyim yüksek mimardı. Elazığ’daki otelin girişimini de o yaptı. Biz bu şekilde turizmi büyüttük. Akgün Oteli zamanla büyüdü. Hoca Paşa’da Talat Oteli’ni aldık. Binayı yıkıp yeniden yaptık…

Zaman içinde Elazığ’daki işlerimiz tasfiye ettik ve yatırımlarımıza İstanbul’da devam ettik. İstanbul Vatan Caddesi’nde, şu an otelimizin bulunduğu yerde bir arazi satılıyordu. Yıllarca boş kalmış bir araziydi. Belediye orayı boru, parke taşı deposu gibi kullanıyordu. Herkes uzak duruyordu. “Bu cadde bomboş, burada otel mi olur?” diyorlardı. Lakin biz inandık o arsayı aldık otelimizi yaptık.

Sizin bir de siyasete girme hikayeniz var onu dinlemek isterim?
Topkapı’daki otelimizin temel atma töreninde dönemin Turizm Bakanı Tınaz Titiz vardı. Açılışını da rahmetli Turgut Özal yaptı. O gün beni dinledi ve “Yanındaki kurmaylarına Vedat Bey ileri görüşlü, turizmden anlıyor, partide değerlendirelim” dedi. Böylece Anavatan Partisi’ne girdim. Bir dönem ilçe yönetiminde görev aldım. Lakin bizim asıl işimiz ticaret, siyaseti hiçbir zaman makam için yapmadık, ben de ileriki dönemlerde siyaseti bıraktım. Benim tek sevdam Beşiktaş…

Ticari hayatınızda unutamadığınız İgor adında bir Rus var anlatır mısınız?
Ben genelde pazar günleri otele gitmezdim. Evde ailemle çocuklarımla vakit geçirirdim. Bir kızım, bir oğlum var. Oğlumun adı Ali. O gün içimde bir sıkıntı vardı. O dönem Körfez krizi yaşanıyor işlerin de tadı tuzu yok. “Bir gideyim Otele” dedim. Otel’de müdürümüzle tavla oynuyoruz. Resepsiyondaki çocuk geldi: “Vedat Abi, Rusya’dan bir misafir gelmiş. Sizinle görüşmek istiyor.” dedi.

Igor adında sarı saçlı, mavi gözlü, 35–40 yaşlarında bir adam. Almanca, İngilizce, Fransızca konuşuyor. Dedi ki: “Mayıs ayından itibaren Kasım ayına kadar her gün size 300 kişi getireceğim. Üçer gece kalacaklar.” Ben başta Igor’un söylediklerine inanmasam da kendisini yolcu ettikten bir süre sonra bankadan telefon geldi; “Vedat Bey Rusya’dan havaleniz geldi” dediler. Telefonu kapattım, birkaç dakika sonra Igor aradı. “Paran geldi mi?” dedi. “Geldi” dedim. “Tamam, üç gün sonra geliyorum, programı yapalım.” dedi. İşte o an, kaderin yön değiştirdiği andı.
Gruplar gelmeye başladı. Otel her gün dolu. Bir grup gidiyor, ertesi gün diğer grup geliyor. Lakin bunlar Moskova sosyetesi değildi. Kazakistan’dan, Türkistan’dan, Türkmenistan’dan, Dağıstan’dan gelen insanlar. Üstlerinde başlarında doğru düzgün hiçbir şey yoktu. Halı, basma getirip satıyorlardı çünkü oralarda yoksulluk çok büyüktü. O sene Mayıs’tan Kasım sonuna kadar büyük bir organizasyon yürüttük. Allah bereket versin, İgor’dan çok güzel para kazandık.

4-5 yıl önce Akgün Otel Bayrağı’nı oğlunuz Ali’ye devrettiniz. Neler söylersiniz?
Benim iki evladım var. Kızım ev hanımı, oğlum Ali işin başında. Buradaki otelin fiili sorumlusu kendisidir. Oğlum Ali, Koç Lisesi ve Sabancı Üniversitesi mezunu. Çok araştırmacı, çok titiz ve çalışkan biri. 4-5 sene önce işi Ali’ye bıraktım. Açıkça söylemek gerekirse işi benden daha iyi yaptığını görüyorum. Ben Yönetim Kurulu Başkanı olarak tecrübemi evladıma aktarıyorum. Hiç de gözüm arkada kalmıyor. Evlatlarımla gurur duyuyorum.

Türkiye genelinde ilk 500’deyiz. İstanbul’da ise turist getiren oteller arasında ilk sekizdeyiz. Bu tesadüf değil. Yıllardır aynı ödülleri alıyoruz. Turizmde en yüksek vergi ödeyen otellerden biriyiz. Bundan da gurur duyuyorum.

 

RÖPORTAJIN DEVAMI VE ÇOK DAHA FAZLASI İÇİN TIKLAYIN

İlgili Mesajlar

1 of 2.509