Arkadaşlarımla Kilis Vakfını kurdum. 2 milyon dolar harcadım biri kız, biri erkek iki tane yurt yaptım, Kilisli ihtiyaç sahibi öğrencileri okutuyorum
Kimine göre kabadayı, kimine göre mafya, ancak adının geçtiği yerlerde Yaşar Baba diyerek hürmet gören bir aile reisi Yaşar Aktürk. Gençler pek tanımasa, bilmese de O, 9 yaşında babasız kalmış, gazete, simit, gazoz satarak evine ekmek parası götürmeye çalışmış bir çocuk. O’nun adı Yaşar Aktürk.

Ancak yiğit namıyla anılır derler. Rahmetli babasının mesleğinden dolayı, İstanbul’a geldiğinde Berber Yaşar olarak anılmaya başladı. Günümüzde Kilisli ozanların, yerel sanatçıların, adına 18 tane şarkı yazdığı, Günümüzde 80 yıllık bir çınar, yaşayan bir efsane onun adı; Berber Yaşar…
Yaşar Aktürk, babasının vefatından sonraki zor günleri şöyle dile getiriyor; “Babam Kilis’te çok sevilen ve saygı duyulan bir berberdi. Kaymakam, Belediye Başkanı, hakimler hepsi babamın yanına gelirdi. Babam rahmetlik hastaydı ve 31 yaşında vefat ettiğinde ben 9 yaşındaydım. Berber dükkanında çıraklık yapardım. Babamdan bize bir bağ içinde de 30 zeytin ağacı kaldı. Bunlarla geçinmek mümkün değildi. Bulgur, salça, peynir ekmekle karnımızı doyururduk. O yüzden büyüklerimizden gördüğümüz sınır ticaretine başladığımda 18 yaşındaydım. Ama bizim gençliğimizden 1980 senesine kadar Kilis’te ne uyuşturucu ne silah kaçakçılığı olmadı. Devlete karşı gelen bir kişi hiçbir zaman yaşayamamıştır Kilis’te. Kilis devletine karşı saygılıydı.” Diyor.
1960’lı yıllar Türkiye’nin yokluk ve zor yılları. Özellikle de Doğu ve Güneydoğu Anadol’da, köylerin, kasabaların gaz lambaları ile aydınlatıldığı, okulu ve hastanesi kasabaların dahi parmakla gösterildiği bir dönem. Çalışacak fabrika yok, gelir yok ama temel ihtiyaçlar için de para lazım!..
Kilis sınır kasabası, O dönem Avrupa ne varsa Halep, Suriye, Lübnan’a geliyor. Oradan da Türkiye’ye. O dönem devletin de bildiği ancak temel ihtiyaçlarını karşılayanlara göz yumduğu bir sınır ticareti var. Kilis’teki pasajların adı, İstanbul’da kaçakçılar pasajı olarak bilinirdi.
Berber Yaşar’da o günleri şöyle özetliyor; “Sınır ticareti yapan büyüklerimiz Suriye’den çanak, çömlek, radyo, teyp gibi eşyalar getirelerdi biz de pasajlarda satardık. O zaman evlenecek çocukları olanlar otobüslerle Kilis’e gelir tabağını, çanağını, saatini, gelinliğini, sonraki yıllarda gelen elektronik eşyasın alır, çeyizini dizer giderdi. Yolda jandarma bakardı. Evine eşya alana karışmazdı, Kamyonla götürenleri yakalardı. Askerden geldikten sonra ben de mayınlardan geçerek Halep’e, Beyrut’a, Lübnan’a gitmeye başladım. Atlarla, katırlarla sınır ticareti yaptım. Ben güvenilir ve dürüsttüm o yüzden Lübnan’da, Suriye’de, Halep’te çok sevildim. İyi para kazandım. İşlerimi büyüttüm Döviz ve altın ticareti de yaptım.”

İstanbul’da Kapalıçarşı’ya geliş…
İşleri ilerletince 1968 de ekmeğimizi paylaştığımız 25 tane genç arkadaşımla İstanbul’a geldim. Ticaretin merkezi İstanbul, ama Kapalı Çarşı’da güçlü olmayanı yaşatmazlardı. Ben buradaki Kilisli gençlere de sahip çıktım, “Hangi Kilislinin 25 kuruş borcu varsa gelsin benden 250 kâğıt alsın dedim.” Kilisli hemşerilerimi himayeme aldım. Kendimizi öyle kabul ettirdik.
1960-1985 yılları ülke olarak yokluk yıllarımızdı. Dolayısıyla ihracatımız da çok zayıftı. Bir de ‘Türk Parasını Koruma Kanunu’ diye bir kanun var, kimse üstünde döviz taşıyamazdı. Yakalanırsa cezası hapisti. O kanun yüzünden banka ile serbest piyasadaki döviz fiyatında büyük fark vardı. 1968’de o dönemin maliye bakanı; “Yaşar dövize çok ihtiyacımız var. Bankaya döviz göndersene derdi. Maliye bakanımız da gelir bizden isterdi.
1980 İhtilalinden sonra İsviçre’ye kaçtım…
1980 senesinde ihtilal olduğunda Kilis’te sınır ticareti yapan, dükkânı olan kim varsa toplamış cezaevine koymuşlar. Sizin bir de Berber Yaşar’ınız var, onu nerede bulamadık demişler. Berber Yaşar burada değil, İstanbul’da Kapalı Çarşı’da demişler. Bana haber geldi, ben hapse girmemek için İsviçre’ye kaçtım. Orada Zürih Otel’i açtım…
Türkiye’nin dış borcu var. Ama ihracatı çok az. İhracat teşvikleri çıktı, bu sefer de hayali ihracatçılar ortaya çıktı. Adamlar yurt dışına mobilya ihraç ediyorum, halı ihraç ediyorum diyor, teşvik alıyor ama yırtık pırtık kilimleri, kırık dökük eski para etmeyen mobilyaları, suntaları mobilya diye gönderiyor, sonra ihracat teşviği alıyorlar devletten.
Turgut Özal’ı Avrupa’nın döviz ticaretini elinde tutan iş adamı ile tanıştırdım.
Haber geldi, Turgut Özal, Avrupa’nın döviz ticaretini elinde tutan Lübnanlı Şekerci lakaplı iş adamı ile tanışmak istiyormuş, Şekerci benim de ortağımdı. Beni buldular, ben Şekerci’yi görüşmeye ikna ettim, Turgut Özal, Ahmet Özal, Bülent Şemiler ile birlikte İsviçre’ye geldi. Şekerci de devletimizin döviz konusundaki eksiklerini, yanlışlarını anlattı.

Özal bana, “senin suçun ne” dedi.
Özal bana senin suçun ne, sen niye kaçtın dedi. Ben de; 1980 de ihtilal olduğunda ne kadar döviz, altın ticareti yapan varsa yakalayıp hapse attılar. Kilisli 200 hemşerim Adana cezaevinde yatıyor. Ben de cezaevine girmemek için İsviçre’ye kaçtım. Dediğimde. Sadece bu mu dedi. Ben de evet, sayın Başbakanım dedim.
Bizde adamın üstünde 200 dolar, mark yakalansa 6 ay cezası var. Bizden başka dövizin yasak olduğu ülke yok. O yüzden Türkiye’de ne kadar zengin adam varsa hepsinin parası burada.
Üstüme atılan suçlamaların yanlış kanunlardan kaynaklandığını, O kanun yüzünden de ülkeye döviz girmediğini, bu yüzden de dövizin hep serbest piyasada işlem gördüğünü anladı.
Türkiye’ye dönünce Türk Parasını Koruma kanununu kaldırdı. Böylece serbest piyasa ile bankalar arasındaki döviz kurundaki fark ortadan kalktı. O kanun değişikliyle benim cezam da düşmüş, dön gel diye haber yolladı. Ben de İsviçre’de açtığım Zürih Otel’i sattım, İstanbul’a geri döndüm. Laleli’de Zürih Oteli açtım ve turizm işine girdim. Rahmetli Özal Türkiye’nin gelişmesi, ihracatın artması için çok büyük işler yaptı. Ben de bir yandan ticaretimi geliştirdim. 1992 yılda da Kilis’e destek olmak için birkaç hemşerimle Kilis vakfını kurdum…
İstanbul’da 2 tane yurt yaptım.
1992’de Kilis Vakfı’nı arkadaşlarımla beraber kurduk. Sonra bakamadılar bana teslim ettiler. Bir tanesi 80 kişilik bir tanesi 60 kişilik iki tane yurt yaptım. Tamamen Kilisli ihtiyaç sabi olan öğrencinin yemeği, yatağı tüm ihtiyaçlarını karşılıyorum.
Erkek Öğrenci Yurdu: Avcılar’da bulunan bir yurdu satın aldım, yeniledim, rahmetli eşimin de adını vererek ‘Alev-Yaşar Aktürk Kilis Vakfı Erkek Öğrenci Yurdu’ yazdım, vakfa bağışladım. Başarılı, maddi durumu olmayan Kilisli öğrencilerimiz kalıyor.
Kız Öğrenci Yurdu: Topkapı’da eski bir kız öğrenci yurdumuz vardı. Onu yıktım, iki milyon dolar harcadım yeniden kız öğrencilerimizin hizmetin soktum.












