Pırlantayı hayatımıza sokan Amerikalı maden devi firma, doğaya zarar vermeyen, insanların da cebini yakmayan teknolojilerle ‘’laboratuvarda üretilmiş pırlanta’’ gelişmişliğine geçiş yaptı.
Sevgililer günü yaklaşırken Mücevher Tasarımcısı ve Taş Bilimcisi Hanzade Topaloğlu’na sorduk; Evlilik, birliktelik konusu hepimizin aklına ilk önce ‘’tektaş’’ simgesini getiriyor. Nereden doğuyor bu tektaş hikayesi, neden bu kadar önemli ve neden aşkın simgesi?
Hanzade Topaloğlu’ndan bu konuyu açıklığa kavuşturan bir yazı yazmasını istedik. Çok güzel ve aynı zamanda bilgilendirici bir yazı hazırlamış. Gelin birlikte okuyalım…
Algı yönetimi yaratılarak; Uzun ve cefakâr aşk hikâyelerinin yerini bir taş ‘Tektaş aldı.’
Yıllardır mücevher sektöründe birçok kişinin ilişki ve evlilik safhasına tanık oldum. Doğrudur; Evlilik ve aşk konusu hepimizin aklına ilk önce ‘’tektaş’’ simgesini getiriyor.
Oysaki 1950 li yıllara kadar Dünyanın hiçbir ülkesinde ‘erkekler evlenme teklifini değerli taşlarla yapmıyordu. Kim tarafından ve nasıl böyle bir tabu oluşmuş, zamanında aşk kadar saf bir duyguya ne empoze edilmiş de, tektaş bilinçaltınızda bir zorunluluk haline getirilmiş, analiz edince anlamak zor değil. Mesleki bilgim ve analizlerim doğrultusunda, herkesin birçok konuda farkındalığının arttığı bu dönemde size şunları söyleyebilirim.
Bir karat hikâyesinde; Hikâye şöyle başladı…
O dönem Amerika’nın bir numaralı ‘Maden’ şirketi tarafından pazarlanacak bir ‘’değer yaratımı’’ için kadın-erkek figürü ele alındı. En başta bir reklam ajansı tarafından bu kadın-erkek figürlerinin en baskın noktaları ve olmak istedikleri kişilikler analiz edildi. Öyle ince düşünerek bir algı yönetimi yaratıldı ki; Uzun ve cefakâr aşk hikâyelerinin yerini bir taş, ‘tektaş aldı.’
Bu, her şeyden önce; bir marka değil, bir fikir pazarlamasıydı. Haberler, reklamlar, hikâyeler, her şey ama her şey hayatlarına özenilen Hollywood starları ile topluma empoze edildi. İnsanlar starların sevdiklerine hediye ettikleri taşın boyutuna odaklanacak, sevgi ve bağlılıkları o taşla kanıtlanacaktı. Taş ne kadar büyük karatsa, verilen değer o kadar büyük olacaktı…
Erkek ne isterdi; kendini güçlü hissetmek, kadını etkilemek…
Genç erkeklere, pırlantanın romantizmin eş anlamlısı olduğu empoze edildi; Erkekler yıllardır, aşklarının satın aldıkları elmasın boyutları ve kalitesiyle doğru orantılı olduğuna ikna edildiler. Tabi burada elması, erkeğin güç sembolü olarak da empoze etmek gerekir ki, elmasa yüksek bedeller öderken aynı zamanda kendini güçlü de hissetsin.
Peki; Kadın ne isterdi?
Kendini güvende hissetmek, sevdiği erkek için sonsuz olmak. İşte bu yüzden; Genç kadınlar aşkın ve birlikteliğin bir elmasta sonsuz olacağına ikna edilmeliydi. Bu arada akıllara kazınan ‘Sonsuza kadar’ sloganını hepiniz hatırlarsınız.
Sonsuz aşk sözü veren elmasın değerinin neye göre, kime göre olduğu, değişen Dünya düzeni ve farkındalığı artan insanlar tarafından, son yıllarda sorgulanmaya başlandı. Geri satışı olduğunda her yerde farklı fiyattan alıcı bulan, satılırken ziynet olarak empoze edilirken, aynı değerin %70 indirim temaları ile karşımıza çıkmaya başlaması gibi daha sayılabilecek birçok etmen, aklı selim tüketicinin, elmasın değerini sorgulamasına sebep oldu. Bu farkındalık, tüketici alışkanlıklarının da ciddi oranda değişmesini beraberinde getirdi.

Bugün, 1900 lü yıllardan beri bu fikri pazarlayan üreticiye bir bakalım; Aynı Amerikalı Maden devi Firmaya geri adım attıran farkındalık, şu an doğaya zarar vermeyen, insanların da cebini yakmayan teknolojilerle ‘’Laboratuvarda üretilmiş pırlanta’’ gelişmişliğine geçiş yaptı. Bu firma şu an Dünya basınında da artık ‘Laboratuvar pırlantası’ na geçiş yaptığını ve bu yolda ilerleyeceğini açıkça duyurdu.
Elmas, gelişen teknoloji ile yeraltındaki ortam gemologlar tarafından yaratılarak, aynı hammadde ile üretilmeye başlandı. Tüm fiziksel, kimyasal, optik özellikleri ‘’pırlanta’’ olan ve Dünya Pırlanta Örgütü tarafından, her şeyiyle ‘’Pırlanta” olarak kabul görmüş bu üretim, bu aralar ‘’bir karat hikâyesini sonlandırıyor!” Dünya çok daha aydın, evrene zarar vermeyen teknolojilerle tüketime yöneliyor…
Hayatta en sevdiğim şey; “İnsanlara göremedikleri şeyleri fark ettirmek. Öngörümle inşa ettiğim markam TOPHILLS’in tasarımlarında da tüm felsefemle insanları aydınlatmaya yönelik işler yapmayı misyon edindim.”
Yüzüğünüzü hayatınız gibi sadece siz tasarlayın!
En büyük lüksünüz, gerçekliğinizle yaşam sürmeniz. Ne ile mutlu olacağınızı ancak siz bilebildiğiniz gibi, Kendi hayatınızın gerçekliğini de tabular değil, sadece siz belirlemelisiniz.
Binlerce farklı tasarım, hikâyenize özel üretilebilecek onca model varken, tektaşla sınırlı kalmak zorunda değilsiniz. Örneğin İngiltere kraliçesinin Safir Anturaj tasarım bir yüzüğü evlilik yüzüğü olarak takması herkese ilham oldu.
Bu yıl, MAGNOLİA isimli çiçek motifli tasarımımın birçok insan tarafından Evlilik yüzüğü olarak tercih edilmiş olması beni çok mutlu etti. Bunu, MAGNOLİA çiçeğinin ruhunda hem naif, hem iddialı bir duruşunun olmasına ve romantizm hissiyatı vermesine bağlıyorum.
PURE LOVE koleksiyonumun bir parçası olan Magnolia’nın ilhamını şöyle açıklayabilirim. Sevgi ışıktır. Saf sevgi, egosuzluğun ve değişimin mührüdür. ”Gerçek aşkı bilen kalp, bir damla suya bile hürmet gösterir.”
Burada bahsedilen aşk, insanın insana olan aşkın ötesinde; doğaya, evrene yani yaratılmış her şeye olan koşulsuz sevgidir. Saf Aşk, her şeyi olduğu gibi kabul etme halidir. Arzın tecessümüne olan genel aşkın tanımıdır.
Ben bu Sevgililer Gününde insanlara; “Aşkın karatla ölçülmediği, taşların ise yalnızca tasarıma ışıltı ve renk katan güzellikler olarak hissedildiği nice ‘’farkında’’ olduğumuz yıllar diliyorum.” Sevgi gününüz kutlu olsun.












