Heykel sanatçısı Eyüp Can Yeter, küratörlüğünü Zeynep Öztürk’ün üstlendiği “Beyazı Takip Et” sergisiyle Beykoz’daki atölyesinde sanatseverlerle buluştu. Sanatçının yıllardır geliştirdiği “Konuşan Duvarlar” yaklaşımından beslenen sergi beş farklı seri ile insanlığın ortak hafızasına, duygularına ve yaşanmışlıklarına odaklanıyor.

Bir duvar konuşabilseydi ne anlatırdı? Bir doğumhanenin duvarı ilk nefesi mi, bir hastane odasının duvarı son vedayı mı, yoksa savaşın ortasında kalan bir binanın duvarı ayrılığın sessiz acısını mı anlatırdı? Eyüp Can Yeter, “Beyazı Takip Et” adlı kişisel sergisi ile tam da bu sorunun peşinden gidiyor. Sergi, sanatçının farklı temalar etrafında geliştirdiği beş ayrı seriyi bir araya getiriyor Sanat pratiğinin merkezinde olan “Konuşan Duvarlar” adını verdiği serisinde sanatçı, mağara duvarlarından günümüz kentlerinin beton yapılarına kadar uzanan süreçte duvarların insanlığın en mutlu, en acılı, en heyecanlı ve en kırılgan anlarına tanıklık ediyor. Eserlerinde de bu sessiz tanıklığı somutlaştırarak izleyiciyi kendi yaşamıyla yüzleşmeye davet ediyor.


“Görünmeyenler” serisinde ise toplumların gelişimine katkı sunmasına rağmen Yeterince fark edilmeyen, kalabalıklar içinde sessizce var olmaya çalışan bireylere odaklanırken yaşam enerjisinin ve özgürlüğün ifadesi olarak kurgulanan “Dancing” serisinde hareketin ve ritmin heykelsi bir anlatıma dönüştüğü eserlerden oluşuyor. “Bilgelerin Balonu” serisi, insanlığın ortak hafızasını ve kuşaklar boyunca aktarılan bilgeliği sıcak hava balonu metaforu üzerinden yorumluyor. Serginin bir diğer bölümünü oluşturan “Western” serisi ise özgürlük, cesaret ve bilinmeyene doğru ilerleme arzusunu merkeze alarak insanın kendi yolculuğu ve kaderiyle yüzleşmesini simgeliyor.

Yeter, eserlerini edebiyattaki kompozisyon yapısına benzetiyor. Sanatçıya göre her eser bir anlatı taşıyor ve izleyiciyi adım adım içine çekiyor. “Giriş kısmı; ziyaretçinin ilk gördüğü, şok etkisi yaşadığı ve ‘Acaba gerçek mi?’ sorusunu sorduğu andır” diyen sanatçı, gelişme bölümünü izleyicinin detayları keşfettiği ve eserin katmanlarını fark etmeye başladığı süreç olarak tanımlıyor. Sonuç bölümü ise eserin bıraktığı duygunun hissedildiği, izleyicinin anlatıyla bağ kurduğu anı ifade ediyor. Bu yaklaşım sayesinde Yeter, seyirciyi yalnızca bir gözlemci olarak bırakmıyor; onu eserin hikâyesine, duygusuna ve anlam dünyasına ortak ederek sanatın aktif bir parçası hâline getiriyor.




















