Hukuk fakültesini kazanıp avukat oldum ancak sanata olan ilgim nedeni ile resimden hiç vazgeçmedim
Avukat Akın Ekici bu yıl mesleğinde 30.yılını tamamladı. Uzun yıllar bankacılık sektöründe avukat, hukuk müşaviri ve hukuk baş müşaviri sıfatlarıyla görev yapan Akın Ekici, 2009 yılından beri ortağı olduğu Verdi Avukatlık Ortaklığında mesleki faaliyetine devam etmektedir.
Aynı zamanda bir ressam olan Av. Akın Ekici bugüne kadar ikisi T.C. Dış İşleri Bakanlığı tarafından düzenlenen Moğolistan ve Gürcistan sergileri olmak üzere sekiz kişisel sergi gerçekleştirdi. Akın Ekici’nin Covid 19 Pandemi sürecinde yaşanan zorluklara ve sınırlamalara sanatı aracılığıyla direnç göstermek amacıyla ‘Zorluk ve Direnç’ teması altında hazırladığı ve eserlerinin yapay zeka ile üretilen üç boyutlu video görüntülerinin de ayrıca sergilendiği üçüncü yurt dışı kişisel sergisi, geçtiğimiz ay ABD, New Jersey’de Art Factory Sanat ve Performans alanında açıldı. Avukat Ressam Akın Ekici ile sanatçı kişiliği ve sergisi hakkında bir röportaj yaptık keyifli okumalar…
Akın Bey, resim merakı çocukluğunuzda var mıydı? Nasıl başladı resme yönelmeniz?
Benim resim ilgim, resme olan aşkım, ilkokul öncesine kadar uzanıyor. Hayatta belli bir dönemden sonra hobi olarak resme merak saranlar gibi sonradan resme başladığım düşülebilir belki ama gerçekte bende durum farklı. Resim ilk öğretim dönemimden beri hep vardı bende ama lise sonrasında Hukuk Fakültesi eğitimim başladı. Ben üniversiteye 1985 yılında girdim. O günkü koşullarda Güzel Sanatlar Fakültesi’ne gideceğim demek, çok tercih edeceğim bir durum değildi. Aklıma da gelmedi açıkçası. Ancak sanat okumak istediğimi söyleseydim belki ailem kabul ederlerdi. Ama ben de herkes gibi tıp, mühendislik, hukuk gibi dallardan birini seçtim. Hukuk Fakültesi’ni kazandım ama öğrencilik dönemimde de, öğrenciliğin ardından da tüm meslek hayatım boyunca resimden hiç vazgeçmedim. Daha yoğun ve profesyonel anlamda resimle uğraşmam, 2009 yılında Garanti Bankası’ndan ayrılmamla başladı. Serbest avukat olarak çalışmaya başladım ve resme daha çokzaman ayırabildim. 2009 yılında Beyoğlu Akademililer Sanat Merkezine katılarak burada Hocam Ressam Resül Aytemür ve diğer ressam arkadaşlarımla birlikte yaptığım çalışmalarla akademi seviyesinde resim bilgisi ve pratik uygulama imkanına kavuştum.

Resme merakınızın ilk çıkış noktası nedir, bir sanatçının eserini mi görüp etkilendiniz yoksa başka bir neden mi var?
İlkokul öncesine dönmek lazım bunun için. Ben kendimi bildim bileli resim yapıyorum ama benim hatırlamadığım, ailemin hatırladığı bir detay var. Bu benim aslında gözlemcilik özelliğimi resme aktarmamı da ortaya koyuyor.O yıllarda Bergama’ya bir tiyatro gelmiş ve ailemle birlikte o tiyatroya gitmişiz.. tTabii ben o günü hatırlamıyorum şimdi.. Ertesi gün ben sahnede gördüğüm tüm oyuncuları, sahneyi, dekorları ve seyircileri birebir resmetmişim. Bunu gören babam da kendisi gibi öğretmen olan Bergama Lisesi Resim Öğretmeni Yaşar Çakıroğlu’na götürüyor yaptığım resmi.. Rahmetli Hocam Yaşar Çakıroğlu’nun resim hayatımda çok önemli bir yeri vardır. Kendisi resimlere bakınca, ilkokul öncesi bir çocuğun bir tiyatro sahnesini böylesine detaylı betimlemesini ve kağıt üstüne dökmesini, “Bu çocukta bir resim geleceği var ve üstünde durulması lazım” diyerek değerlendirmiş. Sonrasında ben kendimi bildim bileli hayatımın her evresinde resim yaptım.
Sizin çok farklı bir tarzınız var ve spatulayla çalışıyorsunuz. Hep böyle miydi yoksa sonradan mı spatulaya geçtiniz?
Benim spatulaya geçişim yaklaşık 8 sene önce oldu. O zamana kadar üyesi olduğum Beyoğlu Akademililer Sanat Merkezi’nin genel eğilimi nedeniyle klasik desen, figür, natürmort ve peyzaj çalışmaları yapardım. Fakat bunların beni tam ifade etmediğini ve benim daha özgür, daha farklı şeyler yapmam gerektiğini hissetmiştim. Desen, figür ve peyzajı asla yadsımıyorum , hatta zaman zaman kendi tekniğimle bu alanlarda da üretimler yapıyorum halen. Ancak herkesin kendine ait bir resim anlayışı ya da resimde kendisini iyi hissettiği bir alan var. Benim resim gerçeğim figür değildi. Beni daha çok heyecanlandıran bir gerçeğe ulaşmam gerekiyordu. Bunu da soyut resimlere baktığım zaman anlıyordum. Soyut ve soyutlama tarzı resimlere baktığımda içimde bir başka heyacan oluşuyordu. . Kendimi nasıl daha iyi ifade edebilirim diye düşündüğümde soyutlamalar ön plana çıkyordu sanki. Ayrıca fırça ile yapılan figür ve diğer klasik tarz resimlerin bana zaman kaybettirdiğini fark ettim. Bir gün atölyede çalıştığımda fırçayı kenara bıraktım ve boyayı spatulayla tuval üzerinde yaymaya başladım Bunu genelde zaman kazanmak için yaparsınız ama ben o sırada, spatulayı fırça gibi kullandığımı gördüm. Spatulanın tuval üzerinde bıraktığı katmanlar ve dokular, bende çok boyutlu resim üretebileceğim duygusunu yarattı. Bir anda çok etkilendim ve saatler boyunca tuvalin başından ayrılmayarak bulduğum formları değiştirdim. İnce, kalın, uzun , kısa , birçok katmanın, ışığın ve dokunun oluştuğunu gördüm. Bu bende çok büyük bir heyecan yarattı. Daha önce yaptığım klasik çalışmalara nazaran bu şekilde spatulayla boya kalınlığını ve katmanlarını kullanarak tuval üzerinde farklı sonuçlar elde etmek bende heyecan yarattı. O gün ‘galiba ben resimde istediğim forma yaklaşıyorum’ dedim. O günden bu yana bütün işlerimi spatulayla ve soyutlama tarzıyla yaptım.

İlk serginizi ne zaman, kaç eserle açtınız?
İlk sergim 2016 yılında yaklaşık 40 eserle Niş Art Maçka’da açıldı. Bu sergi tamemen tamamen kendi tekniğimle üretilen eserlerden oluşmuştu. Birçok sanatçı benimkine benzer teknikler ve malzemeler kullanıyor ama herkesin farklı üslubu belli ediyor kendini. Bir anlamda parmak izi gibi. Ben resimde hareket, dinamizm ve çok renkliliği seçen bir kişiyim. Kendi tarzımla yaptığım resimler ilk sergimden önce de bir takım karma sergilerde yer aldı ve çok merak uyandırdı. İnsanlar bu resimlerin nasıl yapıldığını merak ediyorlardı. Hatta galeri sahipleri bile bunlar nasıl yapımış, acaba bilgisayarda grafik veya bir digital medya çalışmasıyla mı üretiyorsun? diye soruyorlardı. Yağlı boya ve spatula ile üretilen resimler olduklarına inanmakta güçlük çekiyorlardı.

İlk yurt dışı kişisel serginiz nasıl gerçekleşti?
İlk yurt dışı kişisel sergim Moğolistan’da gerçekleşti. Dışişleri Bakanlığımız organize etti bu sergiyi .. Türkiye’nin Moğolistan Büyükelçisi Sayın Ahmet Yazal ve eşi Sayın Zeynep Yazal benim resimlerimi yakından takip ediyorlardı. 2019 yılında Türkiye ile Moğolistan arasındaki diplomatik ilişkilerin kuruluşunun 50. yılıydı. Bu nedenle düzenlenen kültür ve sanat etkinlikleri kapsamında de benimde Moğolistan’da bir kişisel sergi yapmam konusunda Sayın Büyükelçi’den bir teklif geldi ve ben bunu büyük bir mutlulukla kabul ettim. Dışişleri Bakanlığı da bu sergiye a onay verince benim ilk yurt dışı sergim gerçekleşti. Yolcudan Yolcuya Hikâyeler ismiyle 50 eserden oluşan sergim Ulan Batur Büyükleçiliğimizin mihayelerinde muhteşem bir devlet töreniyle Haziran 2019’da Ulan Batur’da açıldı.. Bu sergi sırasında Moğolistan halkının sanata ve sanatçıya çok büyük değer verdiğini gördüm. Bu sergim sırasında “Fabl” isimli eserim de Moğolistan Modern Milli Sanatlar Galerisi Daimi Sergi Koleksiyonuna kabul edildi. . Moğolistan ile ortak kültürümüzü ve bu ülkenin coğrafyasının hakim renklerini hayal ederek yapmış olduğum bir resimdi bu. Bu eserimin dünyaca ünlü ressamların eserlerinin bulunduğu bu milli galeri koleksiyonuna alınması benim için büyük mutluluk ve gurur oldu.
BU MUHTEŞEM RÖPORTAJ VE ÇOK DAHA FAZLASI İÇİN TIKLAYIN
Dergimizin 144. sayısı, 1 Haziran’dan itibaren Turkcell Dergilik, Türk Telekom E-Dergi ve www.qualityofmagazine online platformlarında.


















