Ben grafitiden gelen bir sanatçıyım ve grafiti, HipHop kültürünün 4 elementinden birisidir. RAP, HipHop’ın müziğidir, Grafiti de HipHop’ın sanatıdır.
Mr. Besk, Türk kültürünü, halıları, çinileri kullanarak ortaya çıkardığı eserleriyle sanatı yeni ve farklı bir boyuta taşıdı. Contemporary İstanbul’a solo katılan ilk graffiti sanatından gelen sanatçı olarak dikkat çekti.
DG Art Gallery’nin sanatçısı olan Mr. Besk, oluşturduğu kendine özgü tarzla Türkiye’deki ilk ve tek isim. Mr. Besk graffiti yaparken çektiği zorluklardan çevresinden gördüğü tepkiye, Atatürk’ün hangi sözünden etkilenerek graffiti ile Türk kültürünü eserlerine taşıdığına dek yaşadıklarını Quality of Magazine’e anlattı.
Sizi Mr. Besk olarak tanıyoruz, neden Mr. Besk ve bir anlamı var mı?
İsmim Mert Çalışır, bu ailemin bana verdiği isim. Mr. Besk ise benim hayallerim için kendime verdiğim isim. Bu ismin benim için anlamı ise; ben olmak. Besk’in oluşması ise sokakta graffiti yaparken çizdiğim en iyi harflerin oluşumu.

Graffiti sanatını duvarlardan tablolara taşıdınız ve tablolarınızda da Türk kültürüyle graffitiyi birleştirdiniz. Bu kültür nasıl gelişti?
Üniversitede graffiti sanatıyla hayatımı geçindiriyordum. Biz graffitiyi popüler hale getirdik ve moda oldu. Ardından herkes bu piyasaya girdi ve graffiti ajansları açıldı. Sektör özünü kaybetti ve graffiti kültürü ile alakası olmayan insanlar sanatımızı yapmaya başladı.
Ben de üniversite bittiğinde atölye açmayı ve sanatımı tablolara aktarmayı hedefliyordum. Paramı biriktirdim ve ilk atölyemi açtım.
Başlarda tablolarım çok beğenilse de satılmıyordu. Evimi kapatıp atölyede yaşamaya başladım. Ne bir ısıtıcı, ne bir odası vardı. Sprey boya yapıyorum, havalandırma yok. Gaz maskesiyle uyuduğum günler oldu. İnsanlar bir şeyler yapıyor ve ilgi almadığı zaman hayat şartlarını suçluyor, bu kafaya hiç girmedim her zorluktan ders çıkartıp üzerine gittim ve kendimi nasıl geliştiririm diye araştırma yaptım.
Vizyonunu beğendiğim Mustafa Kemal Atatürk, Virgil Abloh, Michael Jordan gibi insanların sözlerini okudum. Atatürk’ün bir sözüyle karşılaştım. Asker çocuğu olarak büyüdüğüm için bu söz beni etkiledi. Atatürk diyor ki, “Sanatçı esaslı kültür sahibi olmalı ve tarihi iyi bilmelidir.”
Ben defalarca kez tarih dersinden kalmış birisi olarak Türk tarihini araştırmaya başladım. Beş bin yılı aşkın tarihimize kadar gittim. Dünyada ilk halıyı bizim yaptığımızı gördüm. Halılar benim için Türk ansiklopedisidir, en çok ilgimi çeken motif ise, halının üzerindeki akrep motifidir. Araştırdığımda öğrendim ki; Atalarımız uyurken çadırlarına akrep girermiş ve onları sokarmış. Bu sebeple yere yün halı koymaya başlamışlar, akrep girdiğinde ayakları dolansın ve yürüyemesin diye. Sonra halılara akrep motifi işleyip, bizi kötülüklerden koruyan anlamını vermişler. Tarihimizde inanılmaz detaylar var.
“Bir işe Türk gibi başla, Alman gibi bitir.” demişler. Çok sevmediğim ama doğru bir söz. Bugün İran devletinin gelirinin üçte biri halı ve bu halıları Azerbaycan Türkleri dokuyor. Biz tarihte başka milletlerin kültürlerine hep saygı duymuşuz fakat aynı saygıyı görememişiz ve görmüyoruz. Geçmişte Çinlilere ait porselen sanatına kendi motiflerimizi eklemişiz fakat ismine çini demişiz yani Çin işi. Bugün kültürlerimiz, değerlerimiz sömürülüyor baklava, baklavaki oluyor. Ben başka milletler bizim kültürümüzden esinlenmesin demiyorum ama bunun bizim olduğunu inkar etmesinler. Bir kültürün var olması yıllar ve yaşanmışlıklar gerektiriyor. Ben de tarihimizi ve kültürümüzü yaşatmak için sanatımla kültürümü birleştirdim.

İnsanlar bir dönem graffiti sanatına soğuk bakarlardı ve birçok sanatçı karakolluk oldu. Senin de başına böyle gelen bir olay var mı?
Ben İstanbul’a 18 yaşında geldim. O zaman İstanbul’da graffiti sanatının ne olduğu biliniyordu fakat memleketim Balıkesir’de bilinmiyordu. Duvar bulamadığımız için bir alt geçidi boyarken polise yakalandım ve terör şube ilgilendi. Duvara ‘Besk’ yazıyordum ve bunun açılımını sordular.
Bir açılımı olmadığını ve graffiti sanatçısı olduğumu söyledim. Lise dönemimde tren garında tren boyarken yakalanmıştım ve güvenlik beni darp etmişti. Aklımda sadece “Gece gelip şunu tamamlamalıyım.” diye düşünce vardı.
DG Art Galery’nin sanatçısısınız. Galerin ile tanışmanız nasıl oldu?
Contemporary İstanbul benim ilk sergim oldu. Orada en çok ilgi gören sanatçılardan biriydim. Sonrasında gelen galeri tekliflerini değerlendirdim fakat düşüncelerimi ciddiye almadıklarını fark ettim. Bana sadece eser üret dediler ve kabul etmedim, ben sadece fabrika olmak istemiyorum. Bu süreçte galerimin sahibi Dursun Gündoğdu ile tanıştım ve hedeflerimden bahsettim.
Bana gerçekten inandığını gördüm ve bir anlaşmaya gittik.
Olayı artık daha büyük bir noktaya getirmek istiyorum. Sanatımı dünyanın her yerine taşıyacağım.

Ünlü bir sanatçı olmadan önce ailen ve çevrenden baskı gördün mü?
Bu durumu sırasıyla anlatabilirim. İlkokulda dersleri dinlemediğim için resim yapmama kızarlardı. Güzel sanatlar lisesinde resim yapmadığım için graffiti yapmama kızarlardı. Lisede, insanlar kendisini keşfeder. Yaşadığım ilde dışlanma durumuyla karşılaşıyordum.
Saçım uzundu ve giyimim tuhaf karşılanıyordu. Kaykay sporu ile ilgileniyordum. Bir kere kaykay yaparken “Miami mi lan burası?” Denildiği için kavga ettiğim de olmuştu. Bu tip durumlar yaşadım. Seçtiğim hayat tarzında hep bir dışlanmışlık, bir karşıt görüş oldu.
Ailem, geleceğim ile ilgili kaygılarından dolayı bana karşı çıktı ama beni içten desteklediklerini yaşım büyüdükçe anladım. Çünkü yaşam şartları nedeniyle sanattan uzak bir hayat içerisindeydik.
Ben bir duvara graffiti yaptığım zaman babam gidip inceliyormuş ve çalışmalarımı anneme anlatıyormuş. Kaykay yapmama karşı çıkarken, belediyeye gidip “Bu çocuklara neden kaykay parkı yapmıyorsunuz?” diyormuş. Ben bunları daha iki üç yıl önce öğrendim. Üniversite dönemimde graffiti ile geçimimi sağlıyordum, ailem sevdiğim işi yaptığım için mutluydu ama yine de korkup “Oğlum bir işe gir.” diyordu. Ben sıkıntıları kabullenen bir insan değilim. Sebepler ne olursa olsun aklıma koyduğumun peşinden gidecek birisiyim. Zorluklar, hırsımı besliyor.












