Glokom, bugün dünya genelinde yaklaşık 80 milyon kişiyi etkileyen ve geri dönüşsüz körlüğün ikinci en sık nedeni olan ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Mevcut öngörüler, bu sayının 2040 yılına kadar 112 milyona ulaşacağını göstermektedir. Glokomun sinsi seyirli bir hastalık olduğunun altını çizen Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ümit Aykan, erken tanı ve tedavi edilmediğinde geri dönüşü olmayan görme kaybına yol açabileceğini belirtti.
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ümit Aykan, glokom yönetiminde temel hedefin optik sinir hasarını yavaşlatmak olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“Bugün için glokomda etkinliği kanıtlanmış tek tedavi yaklaşımı, göz içi basıncının düşürülmesidir. Göz içi basıncının kontrol altına alınması, görme alanı kaybının ilerlemesini yavaşlatmanın tek yoludur.”
Mevcut Tedavilere Göre Daha Konforlu
Glokom tedavisinde güncel yaklaşımlardan bahseden Prof. Dr. Ümit Aykan, sözlerine şöyle devam etti: Tedavi genellikle göz damlalarıyla başlamakta; yeterli kontrol sağlanamadığında lazer tedavileri, minimal invaziv glokom cerrahileri (MIGS) ve en son aşamada, klasik invaziv filtrasyon cerrahileri (tüp ya da trabekülektomi) gündeme gelir. Ancak orta ve uzun dönemde hasta uyum sorunları, cerrahi komplikasyonlar ve implant temelli yöntemlerin tansiyonu düşürmede yetersizlikleri daha güvenli ve yenilikçi tekniklere olan ihtiyacı artırmıştır. Bu ihtiyaç doğrultusunda geliştirilen Femtosaniye Lazer ile Görüntü Kılavuzlu Trabekülotomi (FLIGHT) tekniği, 2025 yılında Kopenhag’da düzenlenen ESCRS (European Society of Cataract and Refractive Surgeons) Kongresi’nde ilk kez tanıtılarak dikkatleri üzerine çekti. Bu yöntemde, ön segment görüntüleme ile eş zamanlı yönlendirilen femtosaniye lazer kullanılarak trabeküler ağ üzerinde mikroskobik kanallar oluşturuluyor ve böylece aköz hümörün doğal dışa akımı artıyor.
FLIGHT tekniğinin öne çıkan özellikleri arasında:
• Kesi gerektirmemesi,• Herhangi bir implant kullanılmaması,• Görüntü kılavuzlu lazer sayesinde yüksek cerrahi hassasiyet ve başarı• Daha kısa iyileşme süresi ve artan hasta konforu yer alıyor.İngiltere ve Almanya’dan sonra 3. Sırada Türkiye’de bu yeni tedavi yöntemi uygulanmaya başlanıyor.
Femtosaniye Lazerin Glokom Cerrahisine Katkısı
Prof. Dr. Aykan, “FLIGHT tekniğinin temelini oluşturan femtosaniye lazer teknolojisi, son derece kısa süreli 10-15 saniye kadar lazer atımları sayesinde hedef dokuda mikron düzeyinde, son derece hassas işlemler yapılmasına olanak tanıyor. Bu ultrakısa atımlar, çevre dokularda ısıya bağlı hasar oluşturmadan etki göstererek cerrahi güvenliği artırıyor. FLIGHT prosedüründe, ön segment görüntüleme sistemleriyle eş zamanlı kılavuzlanan femtosaniye lazer, trabeküler ağ üzerinde yüksek hassasiyetle mikroskobik kanallar oluşturuyor. Görüntü kılavuzlu bu yaklaşım, işlemin tekrarlanabilirliğini artırırken, cerrahın deneyimine bağlı değişkenliği de azaltmayı hedefliyor. Oluşturulan mikrokanallar sayesinde aköz hümörün doğal dışa akımı artırılarak göz içi basıncının düşürülmesi amaçlanıyor.
Femtosaniye lazerler, göz cerrahisinde çok sayıda uygulamada kullanılır. Refraktif cerrahi (örneğin femto-LASIK), katarakt cerrahisi sırasında kornea ve lens işlemleri, diğer ön segment cerrahileri gibi örneklendirebiliriz. Bu lazerler, genellikle mekanik araçların yerini alarak daha güvenli ve kontrollü işlemler yapılmasına imkân veriyor. Glokom alanında da benzer teknoloji kullanıldığını söyleyebiliriz.” dedi.
İlk Klinik Sonuçlar Umut Verici
ESCRS 2025’te paylaşılan ilk klinik verileri inceleyen Prof. Dr. Ümit Aykan, “FLIGHT tekniğinin göz içi basıncında anlamlı düşüşler sağladığını ve işlem sırasında cerrahi travmanın düşük olduğunu göstermiştir. Bu durum, komplikasyon risklerinin azalabileceğine işaret ediyor” dedi.
Prof. Dr. Ümit Aykan, yöntemin potansiyeline ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“FLIGHT tekniği, implant gerektirmeyen ve kesisiz yapısıyla glokom cerrahisinde yeni bir dönemin habercisi. Mevcut bulgular son derece umut vericidir. FLIGHT tekniği, glokom tedavisinde daha güvenli, daha konforlu ve daha hassas cerrahi yaklaşımların önünü açabilecek yenilikçi bir gelişme olarak ifade edebiliriz” dedi.













