İŞ DÜNYASIManşetRÖPORTAJLAR

En büyük hedefimiz markamızı global hale getirmek

Kendi ismini verdiği Fatih Kıral Mobilya markasıyla büyük bir başarı elde eden rahmetli Fatih Kıral’ın ardından işleri oğulları Onur Kıral ve Oğuz Kıral devraldı.

İki kardeş el ele vererek Türkiye’nin mobilya sektöründeki ismini dünyada daha çok duyurmak için çalışmalara başladı. Fatih Kıral Mobilya’yı yurt dışına açmayı hedefleyen Onur Kıral, önümüzdeki 4 sene içinde yurt dışında 6 mağazaya ulaşmak istiyor.

Quality of Magazine okuyucuları için sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Onur Kıral’ın bu röportajını keyifle okuyacağınıza inanıyoruz.


Öncelikle başımız tekrar sağolsun. Bir efsaneyi birkaç ay önce ebediyete uğurladık. Babanızın vefatının ardından neler değişti?
Babamın acısını gömemedik. Acısı hala yaşıyor. Bizim firmamızın ismi ve firma logomuz babamızın ismini taşıdığı için her gün, her an, her sabah bu ofise girerken onunla uyanıyoruz, onunla dükkanı kapatıyoruz. İsminin bize yansıması bize güç veriyor. Belki fiziken burada değil ama ruhen bize ciddi bir desteği oluyor. Şu anda iki kardeşiz, ben yönetim kurulu başkanıyım, kardeşim yönetim kurulu üyesi. İki kardeş bayrağı devraldık. Amacımız önce mevcudu korumak, sonrasında da mevcudu ileriye taşımak. Bunu tartıştık ve kararlarımızı aldık. Satış politikamızda kesinlikle dünyaya açılmak adına karar aldık. Türkiye’deki satış politikamız bizi zaten tatmin ediyor. Şu andaki hedefimiz yurt dışı açılımı. Yeni bir marka adı altında yeni bir tasarım merkezi yapmaya karar verdik. Bu tasarım merkezinin de Fatih Kıral ailesine anahtar teslim projelerde büyük destek sağlayacağına ve piyasaya can vereceğine inanıyoruz.

Zor günler geçirdiniz, tarifi mümkün olmayan bir acı. Fatih Kıral Mobilya’nın 45 yıllık geçmişini nasıl özetlersin?
Babam bu şirketi ilk kurduğunda ben dünyada yokmuşum. Ben 10 yaşındayken kardeşimle beraber mağazada top oynardık, mağazada büyüdük. Babam işkolikti. Pazar günleri aile buluşma yemekleri düzenlenirdi. Babam rahmetli olana kadar bu böyleydi. Biz ya fabrikada ya da mağazada buluşup yemeğimizi orada yedik. Babamızdan 45 senede önce güveni öğrendik. Güven vermek zorundasınız. Sonra kalite, kaliteden ödün vermemeniz lazım. Babam ‘Güveni ve kaliteyi müşteriye vereceksiniz, sonra parayı kazanacaksınız.’ derdi. Çünkü çalışan insan zaten para kazanır ama güveni herkes kazanamaz. Bize bunları aşıladı. Babamız rahmetli olmadan önce rahatsızlığı döneminde son 2 yıldır kardeşim Oğuz ile birlikte işlere biz bakıyorduk. Bugün de babamızın yokluğunu aratmadan, aile birliği içinde kardeşimle birlikte babamızdan devraldığımız Fatih Kıral bayrağını gururla taşıyoruz.

Türkiye temsilcisi olduğunuz yabancı markalar var. Fabrika var. İmalat süreciniz nasıl işliyor?
25-30 kadar markanın temsilciliğini yapıyoruz. İmalatımız Çekmeköy, Ömerli’de. Fabrika 24 dönüm arazi üzerinde 15 bin metrekare kapalı alanda yer alıyor. Bunun 6 bin metrekaresi üretim, 6 bin metrekaresi de yönetim ve depolama için. Toplamda 320 çalışanımız var.

Yeni yönetim kurulu kararlarını aldınız. Bu kararlar neler?
Yurt dışında mağazalaşmaya başlayacağız. Önümüzdeki ilk 2 sene içinde 4 mağaza hedefimiz var. Üçüncü senede beşinci, dördüncü senede de altıncı mağazayı açmayı planlıyoruz. Bölge ve ülkeler kafamızda oluştu. Direkt kendimiz yatırım yapacağız. Babamın bana verdiği en büyük sermaye, beni 15 yaşında yurt dışında okutmasıdır. Kardeşim de üniversiteyi yurt dışında okudu. Yurt dışı bağlantılarımın çok fazla olması bana ciddi cesaret veriyor. Kardeşim de satış ve pazarlama konusunda çok yetenekli. Güçlerimizi birleştirdik diyelim. Allah nasip ederse 1 ya da 2 sene içinde Türkiye’de ses getirmek istiyoruz. Türkiye’nin üretim gücü çok yüksek. Ben aynı zamanda Mobilya Sanayiciler Derneği Yönetim Kurulu Üyesiyim. Çok güzel işlere imza attık. Çok fazla ihracat potansiyeli var. Mobilya sektörü dünyada çöküşte. Avrupalı pandemiden sonra ciddi bir darbe aldı. Birçok ciddi firma battı, fabrikalar kapatıldı. Daha çok dışarıdan al-sat yapan firmalar da vardı, onlar bile yok oldular. Avrupa’da markalar mevcut ama 6 ayda 1 sehpa üretip müşteriye teslimat yaparken biz 2 ayda koskoca villanın anahtar teslim projesini yapıyoruz. Bu çok büyük bir olanak. Keza Amerika… Bundan 20 sene önce ciddi ithalat yapıyorduk. Konteyner denizdeyken biz malı satıyorduk. Öyle ciddi bir piyasa vardı Türkiye’de. O zaman ABD’de çok büyük firmalar vardı, fuarlarda bizi stantlara almazlardı. Şimdi hepsi bizi arıyor, ‘Allah aşkına gelin de mal alın’ diyorlar. Onlar gidip Çin’de ucuz adam çalıştıracağız diyerek büyük fabrika yatırımları yaptılar. Sonra ambargo geldi. Ambargo gelince ABD’deki firmalar bitti. Ne üretim yapabildiler ne içeriye sokabildiler ne de dışarıya çıkarabildiler. ABD’de çok ciddi potansiyel var, Türk firmalarının yaptığı yatırımları da görüyorum. Birçok firma mağazalaşıyor. Bizim Türk insanı çok pratik zekalı. Bizim zekamız çok hızlı çalıştığı için adamlar bize yetişemiyor. Londra’daki eğitim aldığım dönemden tutun da ABD olsun, İsviçre olsun buradaki dostlarımla hala görüşüyorum, bu kararları da ondan sebep aldım. Babamdan Allah razı olsun, zaten bir marka oluşturmuş ve bunu da dünyaya taşımış. Şu anda benim ve Oğuz’un yapması gereken şey, bu markayı global hale getirmek.

Babandan aldığın öğütler ya da nasihat niteliğindeki kazanımlar neler oldu?
Babam hep ‘Tırnağın varsa başını kaşı, kimseye muhtaç olma’ ve ‘Saygıdan ceketini ilikle, başka sebepten ilikleme’ derdi. Bir de ‘Her zaman düz olun, dürüst olun, lafınızın eri olun. Allah razı olsun duasını aldıkça sırtınız yere gelmez.’ derdi. Çok şükür verdiğimiz sözü tutuyoruz. Babam rahmetli olmadan önce sevildiğini biliyorduk ama cenaze günü babamın gerçekten sevildiğini gördük. Bu beni çok mutlu etti. Akla gelmeyecek insanları gördüm. Her yerden insan geldi. Bu ciddi ders alınması gereken bir durum ve bizim de bundan ders aldığımıza eminim.

Sen bir ara başka bir şirket kurmuştun?
Kendimi kendime ispatlamak istemiştim. Babamın da çok desteği olmuştu. 15 yaşında İsviçre’ye okumaya gittikten sonra babam bana harçlık gönderirdi. Çok yüksek paralar göndermezdi ama ne aç bıraktı ne de açıkta bıraktı. Bana 10 lira gönderiyorsa 5 lirasını kendime harcardım, kalan 5 lirasını bir torbam vardı, oraya atarak para biriktirirdim. Kimseden de eksik kalmadım. Üniversite çağında gidip gümrüklü sahada çalıştım, komilik yaptım, birçok tecrübe yaşadım, kendi paramı kazandım. Babamlar benim çalıştığımı bilmiyordu. Ben kazandığım paraları biriktirdim ve Türkiye’ye geldim. O para hep durdu, hiç harcamadım. İnsanın alın teriyle kazandığı parayı harcamasının zor olduğunu orada öğrendim. Babama söylediğimde inanmamıştı. Babama ‘Ben bu paraları biriktirdim, senin gönderdiğin parayla da çok güzel yaşadım. Biriktirdiğim parayla bugün tek atımlık kurşunum varmış gibi bir şey yapmak istiyorum.’ dedim. Bir mimar olarak Türkiye’de bir açık gördüm. Tasarım merkezlerinin çok az olduğunu fark ettim. Bir ortağımla kendime bir marka kurdum. Sonrasında ortağımla ayrıldım. Orada 5 senede edindiğim iş tecrübesi bana çok şey öğretti. Bazen babanın yanında öğrenemediğin şeyleri böyle öğrenebiliyorsun. Arkanda hep babanın olması insana her şeyi öğretmiyor. Bilerek de yaptığım şeyler oldu ortaklık zamanında. Babam hep ‘Oğlum şuna dikkat et.’ derdi, ben de ‘Baba biliyorum ama bunu yaşamam lazım.’ diyordum. Zaten ailemden hiç kopmamıştım. O şirketi feshettim. Bugün orada öğrendiğim tecrübelerle kardeşimle daha büyük bir tasarım merkezi kurma kararı aldık. Bir mağazamızı buna ayırdık. Yaklaşık 500 metrekare bir mağaza. Perakende, tasarım, çözüm ortaklığı, mimarların çözüm ortaklığı adına bir tasarım merkezi yapma kararı aldık.

Çoğumuzun bilmediği bir durum var. Biz ev mobilyasını, ofis mobilyasını alıyoruz. Halbuki oteller, restoranlar, yeni binalar A’dan Z’ye tasarım gerektiren işler.
Bizim aslında şu anda yaptığımız iş o. Türkiye’nin önde gelen hastaneleriyle bire bir çalışıp anahtar teslim proje yapıyoruz. Eğitim sektöründeki markalarla çalışıyoruz. Otel ve konut projelerinde de varız. Bunun dışında marin (yat, tekne) sektörüne girmeye de karar verdik. Tekne sabit mobilyasını üretmek çok başka bir şey. Biz sadece işin çözüm ortaklığında olmak istiyoruz. Çok ciddi üretim yapan 3 firmayla çözüm ortaklığı anlaşması imzaladık. Olaya biraz hızlı girdik ama babamız bize bunu öğretmişti. Allah rahmet eylesin kendisi de tez canlıydı, her şey hemen olsun isterdi. Babamızın yolunda ilerlemek adına, işi daha sağlam yürütmeye çalışıyoruz. Biz 2 kardeşiz, babam tek başınaydı. 2 kardeşin birbirine olan desteği çok farklı oluyor. Ben çok şanslıyım ki böyle bir kardeşim var. Allah bizi birbirimizden ayırmasın. Gönlüm ve kafam rahat şekilde birbirimize şirketi teslim edip bir yere gidebiliyoruz. Kafamız arkada kalmıyor. Biliyorum ki kardeşim var orada, biliyorum ki kardeşim zaten yanlış yapmayacak. Birbirimize kenetlendik. Ben uzun süreler yurt dışındaydım. Kardeşimle ergenlik çağında beraber olamadık. Ama ne güzel bir şanstır ki bugün birbirimize destek olabiliyoruz. Birbirimize saygımız da var sevgimiz de. Eşlerimiz de aynı şekilde. Annemizi hiçbir zaman yalnız bırakmıyoruz, onu da şirketin bir parçası yaptık. Kendisi çok gusto sahibi, zevkini çok severiz. Ona artık koleksiyon seçimleri yaptırıyoruz, kumaş seçimleri yaptırıyoruz. Hem kafasının dağılması adına iyi oldu hem de keyifle yapıyor. Eşlerimiz bize destek veriyor. Bir aile şirketi olduk. Daha evvel de öyleydik ama şu anda bir tık daha aile şirketi olduk. Biz babamın ismini taşımak istiyoruz. Markamızın ismidir, onun ismi bizim namusumuzdur. Mesela bir beyaz eşya firmasından bir şey alıyorsunuz ya da bir araba alıyorsunuz. O ürünle ilgili bir şey yaşadığında, servisinde kötü bir şey yaşadığında bazen serzenişte bulunabiliyorsunuz. Orada firmanın sahibinin ismine laf gitmiyor, direkt markaya gidiyor. Ama burada direkt babamızın ismine giden bir serzeniş oluyor. Bu sebeple bizim daha çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bir insanın kendi ismini marka yapması büyük bir başarı hikayesidir. Biz onu örnek alıyoruz. Biz kendi ismimizi marka yapma derdinde değiliz, babamızın ismini yaşatma derdindeyiz.

İlgili Mesajlar

1 of 2.496