ManşetSAĞLIK

Dünya Göz Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Durlu körlük nedenlerini ve tedavi seçeneklerini anlattı

Körlük, görme keskinliğinin yüzde 5’in altında olması; az görme ise en iyi görme keskinliğinin yüzde 5 ila 30 arasında olması olarak tanımlanıyor.

Dünyada yaklaşık 45 milyon kişinin kör, 300 milyon kişinin ise göz hastalıklarına bağlı görme azlığı yaşadığı tahmin ediliyor. Türkiye’de yaklaşık 450 bin kişinin kör, 3 milyon kişinin ise göz hastalıklarına bağlı görme azlığı bulunduğu varsayılıyor. Dünya genelinde 2,2 milyar kişinin uzak veya yakın görme problemi yaşadığı, görme azlığının en önemli nedenlerinden birinin kırma kusurları olduğu biliniyor. Erken tanı ve etkili tedavi yöntemleriyle yaklaşık 1 milyar kişinin görme sorunlarının tedavi edilebileceği öngörülüyor.

Körlüğün başlıca nedenlerinin başında katarakt geliyor. Bunu diyabetik göz hastalıkları, glokom, sarı nokta ve kornea hastalıkları takip ediyor. Kalıtsal retina hastalıklarından tavuk karası (retinitis pigmentosa) ise daha nadir görülüyor ve Türkiye’de yaklaşık 30 bin hastanın bulunduğu tahmin ediliyor.

Katarakt, günümüzde modern cerrahi yöntemlerle oldukça başarılı şekilde tedavi edilebiliyor. Diyabete bağlı göz hastalıkları ise geç fark edildiğinde ciddi görme kayıplarına yol açabiliyor. Bu nedenle erken tanı büyük önem taşıyor. Yaşa bağlı sarı nokta hastalıklarında da son yıllarda önemli tedavi gelişmeleri yaşandı. Özellikle göz içine uygulanan ilaç tedavileriyle başarılı sonuçlar alınabiliyor.

Türkiye’de geçmişte körlüğün önemli nedenlerinden biri olan trahom, başarılı tedavi ve kontrol yöntemleri sayesinde günümüzde önemli bir sorun olmaktan çıktı. Bugün ise katarakt, diyabetik göz hastalıkları, glokom ve sarı nokta hastalıkları başlıca körlük nedenleri arasında yer alıyor.

Biyonik göz ve yapay retina implantları, özellikle tavuk karası nedeniyle görme kaybı yaşayan hastalarda uygulanmış olsa da yaygınlaşmadı. Bunun başlıca nedenleri arasında teknolojinin yüksek maliyeti ve karmaşıklığı ile tedavi sonrasında elde edilen görme artışının sınırlı olması gösteriliyor. Yapay zekâ teknolojilerinin ise özellikle retina hastalıklarının tanısında kullanılan cihazlara entegre edilerek gelecekte daha yaygın kullanılması bekleniyor.
Türkiye’de göz hastalıklarının tanı ve tedavisindeki gelişmeler, körlük ve az görmeye neden olan hastalıkların seyrini olumlu yönde değiştiriyor. Modern tomografi ve ilaçsız anjiyo yöntemleri sayesinde diyabete bağlı retina ve sarı nokta hastalıkları erken dönemde tespit edilebiliyor ve gerekli hastalarda iğne tedavilerine zamanında başlanabiliyor.

Kök Hücre Uygulamaları
Son yıllarda ülkemizde yaygınlaşan kök hücre uygulamaları, özellikle kalıtsal retina hastalıklarının seyrini yavaşlatmak amacıyla kullanılabiliyor. Kök hücreler, kendileri gibi hücreler üretebilme ve farklı hücre gruplarına dönüşebilme özelliklerine sahip.

Kök hücreler embriyonik, erişkin, programlanmış erişkin (iPSC) ve göbek kordonu kaynaklı olabilir. Göbek kordonundan elde edilen mezenkimal kök hücreler, ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nın izniyle lisanslı merkezlerden temin edilebiliyor.
Bu hücreler; kalıtsal retina hastalıkları (tavuk karası, gece körlüğü, Stargardt hastalığı), sarı nokta hastalıkları ve optik sinir hastalıklarında kullanılabiliyor.

Gece Körlüğü Ve Optik Genetik
Tıpta retinitis pigmentosa olarak bilinen gece körlüğü, genetik geçişli bir hastalıktır. Hastalık bebeklik döneminden ileri yaşlara kadar farklı dönemlerde ortaya çıkabilir. Görme alanının daralması nedeniyle hastalar özellikle gece çevredeki cisimlere çarpma ve karanlıkta görme güçlüğü yaşayabilir.

Hastalık başlangıçta retinanın çevresinden başlayarak zamanla merkeze, yani sarı noktaya ilerleyebilir. Bu süreçte görme kaybı, renkleri ayırt etmede güçlük ve okuma sorunları ortaya çıkabilir. Hastalığın görülme sıklığının akraba evliliklerinde arttığı bilinmektedir. Bu nedenle çocukların okula başlamadan önce göz muayenesinden geçirilmesi önemlidir.

Yaklaşık 12 yıl önce yapılan çalışmalar sonucunda gündüz körlüğüne neden olan POC1B geni keşfedilmiştir.
2006 yılında tıp literatürüne giren optogenetik, gen teknolojisi kullanılarak ışığa duyarlı olmayan hücrelerin ışığa duyarlı hale getirilmesini amaçlayan bir yöntemdir. Işığı algılayan fotoreseptör hücrelerin kaybedildiği bazı retina hastalıklarında, ışık geni başka retina hücrelerine aktarılır ve bu hücrelerin ışık enerjisini algılaması hedeflenir.
Görmenin oluşmasında üç temel hücre grubu önemlidir: fotoreseptörler, bipolar hücreler ve ganglion hücreleri. Gece körlüğünde fotoreseptör hücreleri zamanla kaybedilir. Optogenetik tedavide ışık geninin bipolar hücrelere aktarılmasıyla bu hücrelerin ışığı algılaması ve ganglion hücrelerini uyarması hedeflenir. Böylece görme siniri üzerinden beyindeki görme merkezinin yeniden uyarılması amaçlanır.

Optogenetik tedavi, gece körlüğü (retinitis pigmentosa) ve Stargardt hastalığı gibi bazı kalıtsal retina hastalıklarında önemli bir tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Son çalışmalarda tedavi sonrası elde edilen görme artışının üç yıl boyunca korunduğu bildirilmiştir. Tedavi, göz damlasıyla uyuşturma sonrasında ameliyathane koşullarında göz içine tek seferlik enjeksiyon yoluyla uygulanmaktadır.

Gece körlüğüne neden olan yüzlerce farklı genetik bozukluk tanımlanmıştır. Genetik testlerle hastalığın nedeni belirlenemeyen bazı hastalarda da optogenetik tedavi gündeme gelebilir. Ancak her hastanın durumu farklı olduğundan, tedaviye uygunluk detaylı göz muayenesi ve ileri retina testleri sonucunda uzman hekim tarafından değerlendirilmelidir.

Göz hastalıklarının erken tanısı, günümüzde mevcut tedavilerden en yüksek faydanın sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır. Teknolojideki gelişmeler, kök hücre, gen tedavileri, optogenetik ve yapay zekâ destekli tanı yöntemleriyle birlikte gelecekte görme kaybının önlenmesi ve tedavisi konusunda yeni olanaklar sunmaktadır.

 

094 Saglik Dunyagoz 01 Dünya Göz Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Durlu körlük nedenlerini ve tedavi seçeneklerini anlattı

İlgili Mesajlar

Daha Fazla Yükle Yükleniyor...Başka gönderi yok.