Hedefimi koyduğumda vazgeçmeyi seçenek olarak görmem. Karşıma çıkan zorluklar karşısında ise asla pes etmem ve çözüm üretirim.
Mithat Erdem, modayı takip eden değil, yaşam biçimine dönüştüren; iyi giyinmeyi, kaliteli yaşamı ve seçkin lezzetleri hayatının ayrılmaz bir parçası haline getiren başarılı bir iş insanı. Tekstil sektöründe başlayan girişimcilik serüvenini, dünya çapında marka olan Nusr-Et Steakhouse ile taçlandıran Mithat Erdem, başarı hikâyesine şimdi iki yeni marka eklemeye hazırlanıyor.
Modaya olan tutkusunu “Mitco Moda” markasıyla yeniden vitrine taşımaya hazırlanan Erdem, gastronomide ise “CUN” markasıyla Türk mutfağının en sevilen lezzetlerinden lahmacunu uluslararası bir zincire dönüştürmeyi hedefliyor. Akvaryum Koyu’nda demirli lüks yatı Vento Milano’da buluştuğumuz Mithat Erdem, girişimcilik yolculuğunu, Nusr-Et’in kuruluşu ve yeni projelerini ilk kez Quality okurlarıyla paylaştı.
Mithat bey önce karakteristik özelliklerinizi kısaca özetleyin dersem ne derdiniz?
Kendi değerlerinden ve kırmızı çizgilerinden asla ödün vermeyen biriyim. Hedefini koyduğunda vazgeçmeyi seçenek olarak görmem, zorluklar karşısında çözüm üretirim ve asla pes etmem. Her zaman doğruyu savunan ve doğrunun yanında olan bir karaktere sahibim.
Ticari hayatınız nasıl başladı?
Ben aslında direkt aile işimiz olan tekstil sektörü ile tanıştım. 13-15 yaşlarında da satış elemanı, pazarlama yaparak yetiştim. Abimin bir iş yeri vardı, orada çalıştım belli bir yaşa kadar. Tabii bir şeyler yapmak istiyordum hep, abim bırakmadı çünkü “Kendi iş yerimiz var, başka yerde niye çalışacaksın?” diyordu. O zamanın şartlarında abim de haklıydı. Ama benim içim içime sığmıyordu, bir şeyler yapmam gerekiyordu. Abime devamlı söylememe rağmen müsaade etmedi. 23 yaşına geldiğimde rahmetli amcamın oğluyla beraber Kapalıçarşı’da ilk iş yerimizi kurduk; tekstil ve deri üzerine. O dönem Kapalıçarşı çok hareketli. Macarlar, Yugoslavlar, Polonyalılar geliyor, al sat yaparak ürün yetiştirmeye çalışıyoruz. Orada 2 sene tecrübe kazandım. 2 sene sonra ortağımdan ayrıldım ve sadece tekstil üzerine kendi şirketimi kurdum. Giyinmeyi çok sevdiğim için tam 25 sene yaptım tekstil ticaretini.

Kendi markanızı kurma fikri nasıl gelişti?
“Vento” benim ilk gerçek markalaşma hikâyem
On sene sonra baktım ki ben bu işi öğrendim. O zaman farklı bir şey yapmam lazım dedim. Benim moda eğitimim yok, tasarımcı değilim ama iyi bir gözüm var. “Ne yapmam lazım?” dedim ve “Vento” adını verdiğim kendi markamı oluşturdum.
Ardından İtalya’ya gittim, fuarları gezdim, defilelere gidip fotoğraflar çektim. Dönüp bir koleksiyon hazırladım. İlk böyle 10-15 parçalık küçük bir kadın koleksiyonu yaptım ve yok sattı. Sonrasında her sezon için Milano ve Paris’e gidip, döndükten sonra yeni koleksiyonlar hazırladım ve çok başarılı oldum. Mithat Erdem olarak küçük yaşlardan beri hep farklı olmayı sevdim. Girişimci ruhum da böylece ön plana çıktı. Ayrıca işimde her zaman disiplinli, kaliteye ve işçiliğe dikkat eden biriyim. Başarımdaki en büyük etken de bu oldu.
Senin gurmeliğin Nusr-Et adında bir steakhouse markası doğurdu dersem doğru olur mu?
Salih’ciğim 30 yıllık dostumsun ve bu konuyu en yakından bilen gazeteci sensin. Madem bu konuya girdik kısaca anlatayım. Tekstil ticaretimiz büyüdü, sosyal yaşamı, yeme içmeyi çok seviyorum aynı zamanda iyi bir gurmeyim. 25 sene sadece bildiğim ve sevdiğim işi yaptım ve çok başarılı oldum. Çünkü tekstil benim hayatımdı, aşkımdı. 25 sene sonra, kendi kendime artık yeni bir sektöre girme zamanın geldi dediğim dönemde Nusret’le tanıştım.
Ben eti ve mangalı çok severim. Etiler’deki Günaydın Kasap’a gidip evde mangal yapmak için et alıyorum. Ama Günaydın’da Nusret’in pişirdiği etin lezzetini, evde yaptığım mangalda alamıyordum? Nusret’i de öyle tanıdım. Yurt dışına fuarlara gezmeye gidiyorum. Her gittiğim şehirde steakhouse var ama Nusret’in pişirdiği etin lezzeti oralarda da yok. Nusret’i tanıdıktan sonra bir araştırma yaptım. İstanbul’da bir tane steakhouse var. Armutlu’da küçük bir yer ancak çok başarılı olmuştu. Başka da steakhouse yok ve herkes oraya gidiyordu.
Nusret’i aradım. Buluştuk, konuştuk ve yatırımcı olarak Çamlık’ta Nusr-Et Steakhouse’u açmaya karar verdim. Nusret 2010 yılına kadar Günaydın’da kasaplık yapan, eti ve pişirmeyi çok iyi bilen bir kasaptı. Nusret’in kıyafetinden, kuruluş aşamasındaki ticari prosedürlere, ürün temininden satın almasına, mekanın dekorasyonundan konseptine kadar her şeyi ben organize ettim. Arka planda görünmeyen ama ciddi bir güç oldum.

Yeme içme sektöründeki sürpriziniz nedir?
Aslında bu saatten sonra çok fazla bir şey yapmayı düşünmüyordum. Kendime daha fazla zaman ayırmak istiyordum ama duramıyorum. Son birkaç senedir kafama takılan bir konu vardı. Türk mutfağının dünyada çok önemli bir yeri var. Ancak yöresel lezzetlerimiz ve bize özel ürünlerimizi marka yapıp dünyaya iyi tanıtamıyoruz. Dünyanın her yerinde İtalyanların pizza markaları var. Türkiye’de lahmacun, herkesin severek yediği gıdaların başında gelir ama bizim doğru düzgün bir lahmacun markamız yok.
Yurt içinde ve yurt dışında kapsamlı bir araştırma yaptım. Kıymanın kalitesi, hamuru, pişme tekniği ve baharatların oranı, çok önemli. Kısaca söylemem gerekirse, AR-GE çalışmalarını tamamladım. Yeme içme sektöründeki yeni müjdemiz ‘CUN’ adıyla bir lahmacun markası olacak. Lahmacunun içindeki tüm ürünler için testler yapıldı, lahmacundaki ürünlerin gramaj ve reçeteleri tamamlandı ve markamızın tescilleri, açılacak dükkanların tasarımlarına kadar tüm detaylar hazır. Şimdi eğitimli profesyonel elamanlar üzerinde çalışmalarımız devam ediyor. Malum lahmacun fırının sıcaklığından ustanın becerisine kadar önemli bir gıda ürünü. Ancak hiç kadın usta göremedim.
Biz de bu projede kadın istihdamına ağırlık verip, kadın lahmacun ustaları yetiştireceğiz. Lahmacun markamızın adı ‘Cun.’ Kurumsal bir yönetimle zincir haline getireceğiz. İnşallah 6 ay veya 1 sene içinde bu markanın ilk şubesini, CUN.1 adıyla hayata geçirip, ‘CUN.2’, ‘Cun.3’ diye sıralı bir zincir haline getireceğiz.


















