Yazarlar

Bulutların Ötesinden Bakan Bir Çift Mavi Göz

Bulutların Ötesinden Bakan Bir Çift Mavi Göz Kasım ayı gelip çattığında, takvimler 10’unu gösterdiğinde içimizde tarif etmesi zor, derin bir sızı belirir. Saatler tam 09.05’i vurduğunda siren sesleri yurdun dört bir yanında yankılanır; o an zaman adeta durur, nefesler tutulur. Sokakta yürüyen insan, direksiyondaki şoför, sınıftaki minik öğrenci, tarladaki emekçi…

Milyonlarca insan, aynı saniyede, kalbinin en derin köşesinden gelen ortak bir duyguyla susar. Bu suskunluk bir çaresizlik değil, tarifsiz bir minnettarlığın en güçlü sesidir. Bizler için 10 Kasım, yalnızca insani bir kayba yakılan bir ağıt günü değildir. Büyük bir lideri fiziksel olarak yitirmenin acısını yüreğimizde taşırken; onun bize bıraktığı o eşsiz mirasa, Cumhuriyet’e, özgürlüğe ve aydınlık devrimlere her geçen gün çok daha büyük bir inançla sarılma günüdür.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bu toprakları vatan kılan tüm kahramanları sonsuz bir şükranla anma ahdimizdir. Yozgat Lisesi Bahçesindeki O Unutulmaz Kare; İşte bu duygu yoğunluğu içinde, her baktığımda içimi aynı heyecanla dolduran bir kare gelir aklıma. Evimin duvarında hediye olarak gelen büyük bir tablosu asılı durur; o karenin arkasındaki bu dokunaklı hikayeyi bugün sizlerle paylaşmak isterim. Hani derler ya, bazı anlar vardır zamanı durdurur ve insanı kelimesiz bırakır…

İşte tam öyle bir hikaye. Tarih: 7 Kasım 1953, Cumartesi. Atatürk’ün naaşının Etnografya Müzesi’nden alınıp Anıtkabir’e nakledilmesine sadece üç gün var. Yozgat Lisesi’nin bahçesinde her zamanki gibi bir bayrak töreni düzenleniyor. Okul müdürü Rıfat Büke, elinde şerefle bayrağı tutan öğrenci Güngör Bayer ve öğrenciler tören düzeninde…

IMG 0231 Bulutların Ötesinden Bakan Bir Çift Mavi Göz

O sırada okulun resim öğretmeni Mustafa Kemal Aydoğan, gökyüzüne baktığında gözlerine inanamayacağı bir şey fark ediyor. Gökyüzündeki bulutların arasında, Atatürk’ün o tanıdık, kararlı ve şefkatli yüzünü andıran muazzam bir siluet belirmiştir. Öğretmen hemen fotoğraf makinesine sarılır ve o tarihi anı ölümsüzleştirir. Kareye bakıldığında, Türk bayrağının ve idealist liseli gençlerin hemen üstünde, adeta göklerden kendi eserini, kendi gençliğini izleyen bir Ata görünür. İşin daha da dokunaklı bir ayrıntısı vardır: Bu fotoğrafı çeken öğretmen Mustafa Kemal Aydoğan, tam üç gün sonra, 10 Kasım 1953’te Ata’mızın naaşının Anıtkabir’e ebedi istirahatgahına nakli sırasında Yozgat’ı temsilen orada bulunan heyetin içerisindedir.

O, fani varlığının ötesinde, kurduğu en büyük eser olan Cumhuriyet’i bu millete ve en çok da gençlere emanet etti. Bizler onu hiç unutmadık; gösterdiği aydınlık yoldan yürümekten, fikirlerinin ve vizyonunun ışığını geleceğe taşımaktan bir an bile vazgeçmedik. En Büyük Sorumluluğumuz: Dünyayla Yarışan ve Emanete Sahip Çıkan Bir Gençlik O fotoğraf bana her defasında şunu fısıldar: Atatürk, göklerden ya da fikirlerinin ışığından, en çok da yetiştirdiğimiz gençliğe bakar. “Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz!” diyerek yurt dışına eğitime gönderdiği gençlerin vizyonu, bugün bizim de rehberimiz olmak zorundadır. Yıllardır uluslararası eğitim ve danışmanlık alanında gençlerle iç içe olan bir insan olarak hep söylerim: Gençlerimizin dünyayı tanıması, en iyi okullarda okuması, evrensel bilgiyle donanması bu ülkenin geleceği için şarttır. Ancak asıl mesele gitmekte değil, gidip öğrendikten sonra bu topraklara dönmekte, bu Cumhuriyet’e sahip çıkmaktadır. Atalarımız ne zor şartlarda, yokluklar içinde bu vatanı bizlere miras bıraktı. Hiç kimsenin “zorluklarla uğraşamam” diyerek pes etmeye, bu güzel ülkeyi terk etmeye hakkı yoktur.

Bu topraklara, bu Cumhuriyet’e biz sahip çıkmayacağız da kim çıkacak? Atatürk gençliği; zorluklardan kaçan değil, akılla, bilimle ve cesaretle o zorlukları yenen gençliktir. Atatürk’ü anmak ve anlamak tam da bunu gerektirir: * Gençlerimize nitelikli, dünya standartlarında bir eğitim sunmak, ufkunu sınırların ötesine taşımak… Onların uluslararası platformlarda, bilimde, sanatta ve diplomaside özgüvenle “Ben de varım” demelerini sağlamak… Ve en önemlisi; elde ettikleri tüm bu birikimi ve vizyonu yine bu ülkenin yararına, evlerine dönerek bu topraklarda yeşertmelerine öncülük etmek.

Bugün dünyanın dört bir yanında eğitim alan, uluslararası projelerde ülkemizi başarıyla temsil eden ve evrensel bilgiyle donanıp vatanına gönülden hizmet eden her pırıl pırıl genç, Atatürk’ün idealindeki Türkiye’nin en büyük teminatıdır. O Bizi Gökyüzünden de İzliyor, Kalbimizden de…

Mustafa Kemal Atatürk, sadece tarih sayfalarında değil; bu ülkenin toprağında, havasında, evimin duvarındaki o eşsiz tabloda ve en çok da eğitimiyle dünya sahnesine çıkan, ülkesine yürekten bağlı gençlerimizin özgüvenindedir. Bizler onu unutmadık. Unutmayacağız. Onun en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti’ni aklın, bilimin ve nitelikli eğitimin gücüyle geleceğe taşımak ona olan en büyük borcumuzdur. Bulutların ardından baksın ya da kalbimizin en derin köşesinden… O’nun ışığı yolumuzu aydınlatmaya, bıraktığı emanet yetiştirdiğimiz ve bu topraklara sahip çıkan gençlerle ilelebet yaşamaya devam edecek. Sonsuz saygı, minnet ve özlemle…

İlgili Mesajlar

En Büyük Emanet, Cumhuriyet

Son zamanlarda çevremize baktığımızda, dünyanın siyasi ve coğrafi krizlerle boğuşan ülkelerinden yurdumuza uzanan büyük bir göç dalgasıyla karşı…

Daha Fazla Yükle Yükleniyor...Başka gönderi yok.