Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Turhan Özler, cerrah olma hikayesini, robotik cerrahide gelinen son noktayı Quality okurları için anlattı.
Hocam kendinizi anlatın dersek bize neler söylersiniz?
Ben bir asker çocuğuyum. Baba tarafımım tamamı asker. Ülkenin birçok yerinde bulundum. Diyarbakır Silvan, Van, Aydın, Ankara ve babamın emekliliğinden sonra İstanbul. İlkokulu, ortaokulu hep başka yerlerde okudum. Hiçbir yerde devamlı arkadaşlığım olamadı. Babam seyyar jandarmaydı, bir okulun ortasında o hep başka yere tayin oldu, ben de hep değişik şehirlerde okudum.
Şehirden şehre dolaşa o çocuğun hayalleri neydi?
Amcam havacı emekli bir bir generaldir. Çocukluğumda Jet pilotuydu. Ben de asker olmak ve pilot olup jet uçurmak istiyordum. Askeri okul sınavlarında Türkiye’de derece yaptım. Sonrasında sağlık testlerine girdik. O dönemlerde çocuklarda omurgada bazı kapanma defektleri olur. Bunlar sonradan kapanır ama benim kemik yaşım biraz ufak olduğu için orada küçük bir aralık gördüler ve beni ortopediden elediler.
Çok ilginç bir hikayesi var. Bütün kontrollerden geçtik. Raporlarda S1’de açıklık varsa geçiyorsunuz ama S1 ve S2 varsa olamıyorsunuz gibi bir kural vardı. Benim S1’de hafif açıklık yazıyor. Orada Afyonlu bir çocukla tanıştım, ismi Ramazan. Çok da arkalarda ve dedi ki “Bizim ilçeye gidecek kaç gündür hastane bahçesinde yatıyoruz, yer değiştirelim mi seninle?” dedi. Biz yer değiştirdik. Ramazan geçti, sonra sıra bana geldi. Binbaşı raporlara baktı “Aferin derece yapmışsın, asker çocuğuymuşsun” dedi. Askerliğe elverişlidir kaşesini aldı eline ama o sırada telefon çaldı, “Sen bekle ben geliyorum” dedi ve gitti, sonra bir arkadaşıyla geldi. Benim hakkımda da konuştular. Benim filmim de asılı. Arkadaşı filme bakıp “Burada bir şey var mıdır, yok mudur, komutan kızıyor sonra bize” dedi ve benim filmime tekrar baktılar. “Sanki burada bir şey var gibi” diyerek beni filmi yeniden yoruma gönderdiler. Sonrasında S2’de minimal açıklık varmış ve ben Ramazan’la yer değiştirdim diye asker olamadım.
Ama annem istemiyordu zaten. Sonra mühendis olayım dedim ve kuzenim var, onunla beraber İTÜ’ye gittim. “Gel bir gör mühendislik nasıl bir şey” dedi ve gittim, onunla beraber yurtta kaldım, derslere girdim. “Ben biraz hayal kırıklığına uğradım, mühendislik beklediğim gibi değil. Tıp fakültesi düşünmez misin, giden arkadaşlar çok memnun” dedi. Sonra ben de 5 tane tercih yaptım ve ilk tercihim İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandım. İyi bir puanla başladım fakülteye.
Neden estetik, kadın hastalıkları, genel cerrahi gibi bölümler değil de ortopediyi seçtiniz?
Ben öğrenciyken kadın doğum, genel cerrahi ve plastik cerrahiye çok merakım vardı. Hatta 5. sınıfta öğrenciyken İngiltere’ye staja gittim. Mektupla yazışarak kabul aldım. İngiltere’de bir hastanede 4 ay staj yaptım. TUS imtihanı, o sene açılan kadrolara ve aldığınız puana göre yerleştirme yapıyor. Kadın doğum, plastik cerrahi ve ortopedi yazdım. Arkadaşlarım ihtisas yapıyordu. Ben 1 sene mecburi hizmet yaptım imtihandan önce. Çorum Alaca’da 1 yıl pratisyen hekim olarak acilde çalıştım. TUS imtihanında ortopediyi kazanınca İstanbul’a geldim. Askeri sınavda elendiğim branşta öğretim üyesi oldum. Bu bir tesadüf tabi.
Hocam yaşlandıkça kırıkların iyileşmesi daha zor oluyor, bunun sebebi nedir?
Çocukluk çağındayken bir büyüme potansiyeli oluyor. Büyürken de kemikler büyüyor. İnsanda 200’ün üzerinde kemik var. Kişiden kişiye sayı değişebiliyor. Bu kemiklerin de kemikleşme sıraları farklı. Gelişme sürecinde iyileşmeler hızlı oluyor. Mesela yeni doğan bir bebeğin doğum sırasında bir kırığı oluyor ama birkaç hafta içinde kaynıyor. Ancak erişkin bir insanda bu süre 3 ay civarında. Büyüme potansiyeli tamamlandıktan sonra iyileşme daha güç oluyor. Geliştikçe bazı alışkanlıklar da oluyor. Sigara, kötü beslenme, başka hastalıklar gibi durumlar da iyileşmeyi geciktiriyor.
Hocam halk dilinde kireçlenme diye bir şey var. Biz de hareketsizlikten kaynaklı olarak biliyoruz. Kireçlenme de beslenme ya da başka faktörlerin de etkisi var m?
Kireçlenmede aslında genetik faktörlerin etkisi var. Profesyonel spor yapan insanlarda eklemler daha hızlı bozuluyor. Açısal bozukluklar varsa, dizlerde eğilmeler varsa, kişi fazla kiloluysa, ağır işlerde çalışıyorsa, bu durumlar eklemlerdeki bozulmayı artırıyor. Kireçlenme aslında kıkırdak kaybıdır. Halk tabiriyle kireçlenme deniliyor ama tabii ki kireç yok burada. Kıkırdak kaybında dökülen kıkırdaklar, eklem içinde dökülüp yoğunluk oluşturduğu için böyle deniliyor.
Öğrendiğime göre kıkırdak nakli yapıyorsunuz bunu bize biraz açar mısınız nasıl yapılıyor?
Kıkırdak, tamiri çok zor dokulardan birisi. Kan dolaşımı yok, ağrı duyusu yok. Kendini zor tamir eden bir yapı. Eskiden ‘Kıkırdak bir kez hasarlanırsa bir daha düzelemez’ denirdi. Ancak birçok biyolojik yöntem gelişti. Bozulmuş olan kıkırdak yüzeylerini yenilemek için bazı biyolojik ajanlar kullanıyoruz. Örneğin PRP, kök hücre gibi çalışmalar yapılıyor. Ya da kadavradan kıkırdak alarak bunu naklediyoruz.
Türkiye’de sağlık sektörü çok gelişti ve sağlık turizmi de aynı doğrultuda giderek ivme kazandı. Ortopedide sağlık turizminin etkisi ne durumda?
Devletler vatandaşlarının sağlığını korumak için çeşitli sağlık kuruluşlarına sahip. Türkiye bu anlamda çok şanslı, çok fazla sayıda hastane, ulaşılabilir doktor ve cihaza sahibiz. İngiltere’de bugün bir MR için 2-3 ay sıra beklerken, Türkiye’de kolaylıkla bunu yaptırabiliyorsunuz. Yanlış bilmiyorsam İstanbul’daki MR cihazı sayısı, tüm Avrupa’dakinin 2 katına yakın. Bir pandemi geçirdik ama hastane açısından büyük sorun yaşamadık. Yataklı hizmetlerde de çok iyiyiz.
Özellikle devletlerin karşılamadığı, burun estetiği gibi, fiziksel kusurların giderilmesi gibi hususları kamu ödemiyor. Bazı ülkelerde bu ameliyatlar çok pahalı. Bu nedenle de ülkemiz bu anlamda cazip hale geliyor. Ortopedik açıdan baktığınızda, bizim ameliyatlarımızı devlet karşılıyor. Ülkeler kanalıyla da gelen hastalar var. Mesela o ülkede çok teknoloji yetmeyebiliyor, çok iyi yapılamayan operasyonlar olabiliyor. Bu nedenle Ülkemizde de ortopedi ve travmatoloji alanında sağlık turizmi giderek artan bir branş.
Tam de bu anlamda bir örnek var ki, sanırım dünyaya örnek oldu. Christine Ilieva, 21 yaşında dünyaca ünlü Bulgar bir model. Trafik kazası sonrasında bacaklarını kaybetme noktasına geldi. Ama size geldikten sonra yürüyerek gittiğini biliyoruz. Size nasıl ulaştılar ve nasıl bir tedavi uyguladınız?
Christine’in hikayesi çok ilginç. Genç bir kız ve ünlü bir model. Çeşitli markaların reklam yüzü. Bir trafik kazası geçirmiş. Bacaklarında 2 taraflı problem var ama bir tarafı kötü bir yaralanma. Bulgaristan’da uzun süre takip edilmiş. Enfeksiyon ve doku kayıpları olunca da ‘Bacağı keselim’ demişler. Bunun üzerine bizim plastik cerrahi bölümünden Prof. Dr. Uğur Anıl Bingöl ile bir temasları oluyor ve bize geldi hasta. Uğur Anıl Bingöl hocamızın da çok büyük katkısı oldu, çünkü dokuları kapatmak da büyük bir mesele. Kalçasında, diz çevresinde büyük kırıkları vardı. Bu kırıkları düzelttik, dizini toparladık. Üzerine basabilir bir eklem yaptık. Bütün eklem dağılmıştı dizinde ama bir operasyon ile dizini toparladık. Ayak bileğinde felç vardı onu düzelttik. Tendon transferi yaptık. Çok parçalı kırıklarda bazı bölgeler beslenemiyor. 1 aydan uzun süre kemikler dağınık kaldığı için bazı yerlerde kayıplar oluşmuş. Bunun üzerine çok genç olduğu için hastaya protez yapmak yerine bir kadavradan alarak kemik ve taze kıkırdak alarak nakil yaptık. Bizim yaptığımız kırık tespitleri, eklem düzeltmeleri ve en sonunda kıkırdak ve kemik nakliydi. Sonunda bacakları kesilme noktasına gelen bu hastamız, hastanemizden yürüyerek taburcu oldu. Hastayı yürüten şey, plastik cerrahi ve yerinde müdahale ile yapılan operasyonlar. Tabi ki bu olay bir hekim olarak bizi çok mutlu eden bir vaka…
Organ naklinde sıra bekleyen birçok hasta var. Organ bağışında sadece göz, kalp, karaciğer değil kıkırdak da dahil diyebilir miyiz?
Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda çalışmaları var. Kliniğimizden Dr. Gökhan Meriç’in bu konuyla ilgisi var. Kendisinin sertifikası var, bakanlık kendisini bu konuyla ilgili hekim olarak tayin etti. Böyle bir konu geldiğinde haber veriliyor ve gidip bağışçıdan eklem de çıkarılabiliyor. Belli bir süre muhafaza ediliyor ve sonrasında kullanılıyor.
Robotik cerrahi nedir? Ameliyatı robot mu yapıyor siz mi yapıyorsunuz?
Aslında en çok sorulan soru ‘Hocam robotik ameliyatsa, siz ne yapıyorsunuz’ diyorlar. Robotik cerrahi deyince, hastanın başında bir robot ameliyat yapıyor gibi bir görüntü oluyor gözümüzde ama değil. Robotik cerrahideki temel kuram, biz diz ameliyatlarını gerçekleştirirken birtakım ölçümler yapıyoruz. Dizi açıp bozulmuş olan kemik ve kıkırdakları çıkarıp yerine suni bir eklem yerleştirmiyoruz.
Aslında bir yüzey kaplama ameliyatı yapıyoruz. Hastanın mevcut kemiğinin yüzeyindeki bozulmuş kıkırdakları tıraşlayıp, yüzeyini kaplıyoruz. Hem üstteki kemiğin hem alttaki kemiğin yüzeylerine kaplama yapıyoruz. Hastanın hem orijinal anatomisi hem de bozulmuş yapısına göre uygun planlamalar yapıp kesiler yapıyoruz. Örneğin parantez şeklide bacağı olan insanların bacaklarını tümüyle düzeltiyoruz. Bunu düzeltmezseniz, zaten oraya koyduğunuz protez 1-2 yıldan fazla dayanmaz. Bazı ameliyatlarda 20 yılın hatta 30 yılın üzerinde bir sağ kalım hedefimiz var.
Robotik cerrahide doğabilecek hatalar sıfıra mı indiriliyor?
Ben 4 binden fazla diz ve kalça protezi ameliyatı yaptım. Benim gibi çok tecrübeli birçok meslektaşım var. Robottan önce de biz bunları sıkıntısız yapıyorduk. Ancak bazı özel durumlar oluyor hastadan kaynaklı. Öngöremediğiniz açısal sorunlar gibi. Bu ameliyatlardaki temel problem, hastanın ameliyat olduğu eklemi unutamaması. Bir ameliyat oluyorsunuz ama sürekli bir ağrım var diyorsunuz.
Bu ameliyatı robotla yaptığınızda dizin bağlarını da dengeliyorsunuz. Sadece bir kemik ameliyatı değil bir yumuşak doku planlaması da yapıyorsunuz. Robotla beraber yaptığınız ölçümler doğrultusunda robot kesici bloklarını getirip planladığınız yere koyuyor. Siz de bu kesileri oradan yapıyorsunuz. Gözünüzle ayarlayıp yapmıyorsunuz, robot bunu neredeyse sıfır hatayla hesaplıyor.
Diz ve diz protezi ameliyatları insanların çok korktuğu ameliyatlar haline geldi. Çok yaygın olarak yapılıyor ama tekniğe uygun olarak yapılmayabiliyor. Biz dernek olarak bununla ilgili kurslar düzenliyoruz ve birçok çalışma yapıyoruz. Sadece biz değil birçok dernek bunun için çaba gösteriyor. Kötü olmuş 1 vaka, iyi olmuş 100 vakadan olumsuzluk anlamında daha çok ses getiriyor. İnsanların bu ameliyatlardan korkmaması lazım. Yüksek teknoloji de kullanıldığı için sonuçlar çok iyi. Hastaların durumu geceyle gündüz kadar farklı oluyor. Hastalar bundan 20 sene önce ‘Dayanabildiğim kadar dayanayım, gidebildiğim kadar gitsin’ tavrındaydı. İnsanlar en aktif çağlarını acı çekerek, bazı ilaçları sürekli kullanarak geçirdiler. Bu ilaçlar da böbreklerde hasara neden oluyor. İşi bu noktalara götürmeden, sıkıntı yaşadıkları noktada doktorlarıyla temasa geçsinler. Bunlar gerçekten yüzyılın en başarılı ameliyatları. Diz ve kalça protezi ameliyatları Dünya Sağlık Örgütü tarafından yüzyılın en başarılı operasyonlarından birisi olarak gösterildi.
Hocam biraz da özel hayatınızı anlatmanızı isteriz. Evli ve bir kız babası olarak, nasıl bir eş, nasıl bir babasınız?
28 yıllık evliyim. Eşimin adı Aslı. Kızımın adı Sida. Sida, anne gölgesi demek. Eşim buldu ismi, ben bulsam baba gölgesini bulurdum. Nasıl bir baba olduğumu kızımın ağzından söyleyeyim, o beni son derece iyi bir baba olarak görüyor. Kızlar babalarına zaten aşıktır. Eşim de beni iyi bir eş olarak tanımlar. Ben kendimi nasıl tanımlıyorum, çok yoğun bir çalışma temposu içindeyim. Hep çok çalıştım. Meslek bunu gerektiriyor.
Ortopedist olunca, bunun bir travma ayağı da oluyor. Bir akşam yemeğe gidersiniz, tam sohbetin ortasında bir telefon gelir, acil hasta vardır ve ameliyata alınması gerekir. Benim hayatım biraz böyle geçti. Çok nöbet, çok iş yükü nedeniyle çok meşgul bir baba ve çok meşgul bir eş oldum. Ama buna rağmen onlara maksimum zaman ayırmaya çalıştım. Hafta sonunda ameliyata girsem bile kalan zamanda kızım ve eşimle vakit geçirmeye çalıştım.
Hobileriniz var mı, sporla aranız nasıl? Kendinize ayırdığınız zamanda neler yaparsınız?
Aslında kendime çok az zaman kalıyor. Ben Türkiye Kalça ve Diz Artroplasti Derneği Yönetimi’nde Genel Sekreterlik yapıyorum. Hastanede bölüm başkanlığı, yönetim kurulu üyeliği var. Yoğun bir çalışma ortamı ve bunlarla beraber gelen kongreler, toplantılar derken kendime ayırdığım zaman sınırlı. Bu zamanlarda ara ara molalar veriyorum. Ailemle seyahatlere gidiyorum. Arada yürüyüş yapıyorum. Eskiden basketbol ve futbolla ilgilenirdim. Biraz gitar çalarım, müzik dinlemeyi çok severim. Fenerbahçeliyim. Eskiden maçlara giderdim ama pandemiden sonra gidemedim.
Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz hocam.
Ben teşekkür ederim.
