Nitelikli çelik, ‘katma değeri yüksek’ çelik demek. Bununla bir makine yapmak isterseniz farklı, bir dişli ya da bir kalıp yapmak isterseniz çok farklı formülleri var.
Ülkemizin, en çok ihtiyacı olan ‘katma değerli ihracat’ yapmak. Bugün, dünyada, bu konuda en büyük söz hakkına sahip sektörlerin başında, aklınıza gelebilecek her türlü ürünün kalıplarını, makinelerini hazırlayan, buna hammadde, yarı mamul temin eden demir çelik sektörü geliyor. Bu sektöre büyük bir güven ve yüksek kalite standardı kazandıran bir Türk markası olan Ekol Demir Çelik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Elif Tülay ile dünya piyasalarına yön veren demir çelik sektörünü, ihracata faydalarını ve kadın girişimcilere verilen devlet teşvikleriyle bugün iş hayatına daha fazla yön vermeye başlayan kadın gücünü konuştuk.

M.Y: Çevremize baktığımızda aslında çeliğin ne kadar hayatımızın içine yerleşmiş olduğunu ilk bakışta fark etmiyoruz. Oysa, günlük hayatta kullandığımız birçok eşyanın üretiminde ‘nitelikli çelik’ var. Bahsettiğimiz çeliğin, bize -bu sohbetin başında- tanıdık gelmesi için soruyorum, bu çelik hangi ürünlerin üretiminde kullanılıyor?
E.T: Nitelikli çelik aslında her şeyin üretiminde kullanılıyor çünkü bir şeyi üretmek için -bu cam, porselen, plastik olabilir- bir kalıba dökmeniz gerekir ve bu kalıpların hepsi çelikten yapılıyor. Kullandığımız takılardan, pırlantalardan, altınlardan başlayalım, kahve içtiğimiz fincanlara, kırtasiye ürünlerine, oyuncaklara, bisikletlerde kullanılan aksesuarlara kadar aklınıza gelebilecek her ürünün kalıbında çelik kullanılıyor.
M.Y: Nitelikli çelik hangi taleplere göre formüle ediliyor? Siz bunu hangi hizmetlerle sunuyorsunuz?
E.T: Nitelikli çelik, ‘katma değeri yüksek’ çelik demek. Bununla bir makine yapmak isterseniz farklı, bir dişli ya da bir kalıp yapmak isterseniz çok farklı formülleri var. Biz, müşterilerimizi istekleri doğrultusunda yönlendirip onlara uygun malzemeleri veriyoruz. Çelikleri, büyük bloklar ve kütükler halinde satın alıp müşterinin taleplerine göre ölçülendiriyoruz; yarı mamul üretim yapıyoruz. Tabii, müşterilerimiz bize mesela, bu çeliği bin kere kullanmak istiyoruz ama sadece yüz kere kullanabiliyoruz, ne yapabiliriz diyerek te gelebiliyor. Bizim kendi mühendislerimiz var, onlar bu işe nokta atışı yarayacak çeliğin ne olduğunu buluyorlar, biz de onu araştırıp yurtdışından getirtiyoruz.
M.Y: Bu çelik türünün ‘tüm hammaddeleri ve üretimi’ ülkemizde yapılabiliyor mu? ‘Nitelikli çelik’ yerli mi? Ve bazı konularda dışa bağımlı isek, nasıl yerli olur?
E.T: Özellikle nitelikli grupta, çeliğin hemen hemen % 50’sini ithal ediyoruz. En iyi çeliği Avrupa’da İtalya, Almanya ve Belçika yapıyor. Dünyanın en büyük çelik üreticisi ise Çin. Biz de bu ülkelerden alıyoruz. Demir cevherimiz ülkemizde var ama bize yetecek kapasitede değil, mutlaka bir kısmını ithal ediyoruz ama tabii Çin’de yurtdışından alım yapıyor, bu dünyada böyle. Burada önemli olan çelik üretimindeki teknik bilgiye sahip olmak ve fabrikaları kurabilmek. Aslında demir demirdir. Demiri ham haliyle alırsınız, onun içine gerekli kimyasalları eklersiniz, bunun çeşitli aşamaları var. Tüm bunları yaptığınızda, istediğiniz çeliği üretirsiniz. İşte, biz de o fabrikaları kurmalıyız. Bu çok maliyetli bir iş ve bu konuda devlet teşviklerine ihtiyacımız var.
MY: Nitelikli çeliğin, ülkemiz ve ihracat açısından önemini nedir?
ET: Şöyle bir örnek vereyim… 10 liralık çelikten çivi yaparsanız bunu 20 TL’ye satarsınız ama bunu saat yaparsınız 300.000 dolar olur. Çeliği katma değere dönüştürmek önemli. Katma değer neredeyse, üretimi oraya kaydırmak lazım. Biz, nitelikli çelik ürettirerek müşterilerimize yatırım yapıyoruz; onlar otomobil yapsınlar, kalıp yapsınlar, makine üretsinler, çok daha fazla katma değerli ihracat yapsınlar istiyoruz. Bu şekilde, dolaylı olarak biz de ihracata katkı sağlıyoruz. Çünkü biz o çelikleri getirmezsek, ölçülendirmezsek üretim yapılamayacak, dolayısıyla ihracat ta olmayacak.
M.Y: Yeni dünya düzeninde, çoğumuz bilgisayar karşısında iş yapıyoruz ama siz makinelerle üretim yapan bir fabrikada çalışıyorsunuz. Bu fabrika ortamı size nasıl bir his, enerji veriyor? Burada çalışmanın ilham verici, güzel yanları neler?
E.T: Ben burayı seviyorum, benim için en güzel manzara tüten fabrika bacaları. Fabrikadaki sesini seviyorum, bu ses olmadığı zaman huzursuz oluyorum. Üretim yok mu, neden üretmiyoruz, neden bir şey yapmıyoruz diyorum. Zaten ben üretimin içinde olmayı, o anı görmeyi çok daha fazla seviyorum. Müşterilerimiz ile bizim iletişimimiz çok iyidir, çoğu benim yakın arkadaşımdır. Ne üreteceklerini bilirim. Mesela bir çeliğin bir çocuğa bisiklet olacağını bilmek beni mutlu ediyor. Bizde aynı zamanda karşılıklı diyalog da çok önemlidir, çünkü güven esaslı bir sektörüz biz.
M.Y: Güven esaslı bir sektörde, çeliğin kalite kontrolünü nasıl yapıyorsunuz? Burada sizin şirketinize güven duyulmasını sağlayan faktörler neler?
E.T: Biz bütün çelikleri kendi normlarımıza göre dışarıda fason üretim yaptırıyoruz. Herhangi bir çelikçi gibi, fabrikadan çıkan normal üretimdeki çelikleri almıyoruz fabrikamıza. Biz Ekol Çelik’iz… Bize şu normlarda, kalitelerde, içinde çatlak, hava boşluğu olmayacak şekilde çelik üretin diyoruz. İtalya ve Çin’e dahi kendi normlarımızda üretim yaptırıyoruz, kendi çeliğimizi kendi markamızla satıyoruz. Dolayısıyla müşterilerimizin muhatabı ve garanti adresleri biziz. Dediğim gibi güven esaslı bir sektörüz. Bu sektörde A çeliği yerine B çeliği verirsek, hiç kimse o çeliğin görüntüsünden onun kalitesini anlayamaz. Burada suistimale açık bir durum olduğu için, bizim en gurur duyduğumuz nokta sektörde inşa etiğimiz güvendir. Müşterilerimiz bize çok güveniler, bana da çok güvenirler, burada kadın olarak her konuda çok titiz olmamın artısını da görüyorum.
