The Grand Tarabya Genel Müdürü Uğur Talayhan dergimiz Quality’e konuk oldu

17 yaşında profesyonel mutfaklarda başlayan kariyer yolculuğunu bugün İstanbul’un en prestijli otellerinden birinin genel müdürlüğüne taşıyan Uğur Talayhan, başarıyı yetenekten çok azim ve tutkuya bağlıyor. Londra’dan Dubai’ye, Çin’den İstanbul’a uzanan uluslararası deneyimini şimdi The Grand Tarabya’nın dönüşüm sürecine aktaran Talayhan, lüks otelciliğin geleceğinden yapay zekânın sektöre etkilerine, liderlik anlayışından yaşam felsefesine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu.

Mutfakta başlayan kariyer yolculuğunuz, bugün Türkiye’nin en önemli lüks otellerinden birinin genel müdürlüğüne uzandı. Bu yolculuk nasıl geçti; zorlandığınızda vazgeçmeyi düşündünüz mü?
Bu yolculuk on yedi yaşında, henüz öğrenciyken profesyonel bir mutfakta başladı ve o mutfaklar bana hayatım boyunca taşıdığım bir şeyi öğretti: Sabrı. Yüksek ateşin, yoğun servisin, hata payı olmayan bir ortamın disiplini insanı çelikleştirir. Londra’dan Dubai’ye, Çin’den İstanbul’a uzanan bu yolda elbette zorlu dönemler oldu; ama vazgeçmeyi hiçbir zaman ciddi biçimde düşünmedim. Çünkü bu meslek benim için bir kariyer değil, bir tutku. Zorlandığım her an, neyi neden yaptığımı bana yeniden hatırlattı. İnanıyorum ki başarı, yeteneğin değil, vazgeçmemenin ödülüdür. Bugün geriye baktığımda, iyi ki o yıllarda pes etmemişim diyorum.

Tarabya Oteli, İstanbul Boğazı’nın çok özel bir noktasında. Nasıl bir renovasyon planladınız ve sizi en çok heyecanlandıran unsurlar neler?
Renovasyonun temelinde net bir denge var: otelin 1966’dan gelen köklü karakterini korurken ona Fairmont’un uluslararası standardını kazandırmak. Accor yönetiminde sürmekte olan bu süreç, nostaljik bir restorasyondan ibaret değil; mülkün ruhunu bugünün konfor ve hizmet beklentileriyle yeniden buluşturmayı amaçlıyor. Beni en çok heyecanlandıran şey ise bu dönüşümün kendisi: yarım yüzyılı aşan bir hikâyesi olan, İstanbul’un hafızasına kazınmış bir oteli yeniden tanımlama ve yeni bir döneme taşıma sorumluluğunu üstlenmek.

Yapay zekâ, dijitalleşme ve kişiselleştirilmiş hizmetler hakkında düşünceleriniz neler?
Teknolojiyi bir tehdit olarak değil, iyi kullanıldığında insanın elini güçlendiren bir araç olarak görüyorum. Yapay zekâ ve dijitalleşme, misafirimizi daha iyi tanımamıza, tercihlerini önceden anlamamıza ve ona daha kişisel bir deneyim sunmamıza yardımcı olabilir. Ama burada ince bir denge var: teknoloji, insan dokunuşunun yerini almamalı; ona alan açmalı. Bir misafiri gerçekten karşılayan, bir algoritma değil, onu gülümseyerek tanıyan bir ekip üyesidir. Dolayısıyla yaklaşımım net: dijital araçları perde arkasında, hizmeti kusursuzlaştırmak için kullanmak; misafirin karşısına ise her zaman sıcaklığı ve insanı çıkarmak. Bana göre lüksün geleceği, en gelişmiş teknolojinin en insani dokunuşla buluştuğu noktada şekillenecek.

Profesyonel iş yaşamınızdaki prensipleriniz nelerdir?
Aslında çok uzun bir listem yok; yıllar içinde birkaç ilke benim için âdeta bir pusulaya dönüştü. Birincisi, detay: lüks büyük jestlerde değil, görünmeyen ayrıntılarda yaşar; bunu mutfakta öğrendim, hiç unutmadım. İkincisi, insan önceliği: misafirden önce ekibinize iyi bakarsanız, ekip de misafire en iyisini sunar. Üçüncüsü, tutarlılık: bir kez ulaşılan kalite, her gün yeniden kazanılmak zorundadır. Dürüstlük ve hesap verebilirlik benim için pazarlık konusu değil; bir hata yapıldığında onu sahiplenmek, saklamaktan her zaman daha güçlüdür. Ve son olarak, alçakgönüllülük: bu meslekte ne kadar yükselirseniz yükselin, işin özü hâlâ birine güzel bir gün yaşatmaktır. Bu sadeliği unutmamak beni hep dengede tuttu.

Otelciliğin mutfağından gelen bir üst düzey yönetici olarak, bugün geriye dönüp baktığınızda 17 yaşındaki Uğur Talayhan’a ne gibi tavsiyelerde bulunurdunuz?
Ona derdim ki: acele etme. Bugün tırmandığın her basamak bir gün anlam kazanacak, ama asıl değerli olan basamaklar değil, yolda öğrendiklerin. O mutfakta kazandığın sabır, disiplin ve detaya saygı ileride en büyük sermayen olacak; bu yüzden hiçbir işi küçük görme. İnsanlara nasıl davrandığını asla unutma — çünkü kariyerini yapan unvanlar değil, dokunduğun hayatlar olacak. Farklı ülkelere, farklı kültürlere korkmadan açıl; her biri seni daha bütün bir insana dönüştürecek. Ve en önemlisi, tutkunu koru. Para ve unvan gelir geçer, ama bir misafirin yüzündeki içten mutluluğu görmenin verdiği o his, otuz yıl sonra bile ilk günkü kadar değerli kalacak. Sabırlı ol, dürüst ol, meraklı ol — gerisi gelecek.

RÖPORTAJIN DEVAMI VE ÇOK DAHA FAZLASI İÇİN TIKLAYIN

Exit mobile version