Diş hekimliği ve tedavisi konusunda dünyada bir numara Türkiye’dir.
Prof. Dr. Türker Sandallı, 58 yıllık akademik kariyerinde çok önemli başarılara imza atmış bir akademisyen. Kurduğu diş hekimliği fakültelerinde binlerce öğrenci yetiştiren Prof. Dr. Türker Sandallı, estetik diş Hekimliği, ortodonti ve gülüş tasarımında bir üstat. Türker Hocamız, mesleğinde birçok ilklere imza atmasının yanı sıra Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Yeditepe Diş Hekimliği Fakültesi ve Diş Hastanesi kurucusudur. “En büyük eserim Yeditepe Diş Hekimliği Fakültesi’dir” diyen ve binlerce diş hekimi yetiştiren Türker Sandallı ile Rumeli Caddesi’nde abisi Peker Sandallı ve eşi Prof. Nüket Sandallı ile birlikte kurdukları İstanbul Dental Center’da buluştuk ve çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Londra’da akademik kariyerinizi tamamlayıp geldikten sonra Sağlık bakanlığının isteği ile Ülkemizin ikinci Diş Hekimliği Fakültesini kurdunuz. Türkiye’de yetmişli yıllar yokluk yılları. Nasıl kurdunuz fakülteyi?
O dönem daha YÖK kurulmamıştı. Milli Eğitim Bakanlığı bursuyla Londra’ya gidip mastarımı yaptım. Geri geldiğimde Milli Eğitim Bakanlığı’na yeni baştan doktoramı verdim. Ortodontik uzmanlığı yaptım ve beni tayin etmesi gerekiyor. Ancak İki şık vardı. Ya Londra’daki öğrenciliğim sırasında devletin benim için harcadığı parayı geri ödeyecektim veya devlete hizmet edecektim.
Ödeyecek ekonomik durumum olmadığından devletime hizmet etme kararı aldım. O zaman beni Sultanahmet İktisadi Ticari Akademisine bağlı Nişantaşı Dişçilik Meslek Yüksekokulu adıyla kurulan okulun fakülteye çevrilmesinde bana rol verdiler.
O dönem Milli Eğitim Bakanlığı’ndan gelen ve abim olarak gördüğüm büyüğüm Orhan Oğuz Bey de Sultanahmet’teki okulun müdürü hem de rektörlüğünü yapıyordu. O sırada sağ olsun kurucu rektör olarak Marmara Üniversitesi’nde bana da yardımcı oldu ve Diş Hekimliği Fakültesi’ni kurdum. Sonra da fakültesinin modernizasyonu gerçekleştirdim.

1970’li yıllar Türkiye’nin zor yılları. Ayrıca yokluk yıllarımız. Barakalarda eğitim gördüğümüz, teknik ekipmanların ve paramızın olmadığı yıllar. Nasıl başardınız? Modernizasyonu nasıl başardınız?
Ben tabii Londra’da senelerimi geçirip de buraya geldiğim zaman gerçekten zor ve yokluk yıllarımızda. Dişçilik Meslek Yüksekokulu da çok kötü bir durumdaydı. Derme çatma gecekondu gibi barakalarda eğitim vardı. Odanın ortasında sobalar ile ısınarak, eğitim devam ediyordu. Koşullar çok kötüydü. O yoklukta bir de sağ sol çatışmaları içerisinde öğrenciler birbirlerine düşmüştü. Çok zor bir dönemdi. Kara kara düşünüyordum, nasıl modernize edeceğim, nasıl fakülteyi yenileyeceğim diye.
Fakat o sırada Allah rahmet eylesin, İbrahim Bodur’la karşılaştım. İbrahim Bodur da o zaman Çanakkale Seramik’in sahibi ve Taksim’deki muayenehanemde O’nun bir dişini çekme şansına sahip oldum ve ücret almadım. Bunun üzerine ‘dile benden ne dilersen’ dedi. Ben de “Böyle bir yerin başına geldim. Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ni kurdum. Ancak görmeniz lazım, hiç paramız yok.” Dedim.
Geldi, gördü. ‘Hakikaten haklıymışsın’ dedi. Aradan bir hafta, on beş gün geçti, kamyonlarla seramikler, çimento, inşaat malzemeleri gelmeye başladı. İşte Diş Hekimliği Fakültesi’nin ilk harcını, ilk modernizasyonunu o şekilde attık. O sırada tabii asansör de olmadığı için üçüncü, dördüncü kata sırtımla tuğla ve seramik taşıdığımı bilirim. Kötü dönemlerdi ama bir hiçlikten, bir fakülte haline getirmeyi başardık.
Hocam kırk beş yıllık akademik çalışma. Marmara Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi, ardından Kemerburgaz Üniversitelerinin diş hekimliği fakültelerini kurdunuz, dekanlık yaptınız. Niye bir muayenehane açıp para kazanayım değil de 50 yıl akademisyen olarak öğrenci yetiştirdiniz. Bunun bir sebebi var mı?
Bunu ben de kendi kendime çok sordum. Ama tek cevabı var. Belki annemin babamın öğretmen olması beni etkiledi. Niğdeli olduğum için. Belki onların hayatına hep gıpta ile baktım. Biriktirdikleri paralarla biz 3 kardeşi okuttular. Demek ki bir eğitim sevgisi varmış içimizde. En büyük eserim benim Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’dir. Orada on sekiz sene kurucu dekanlık yaptım.
Tabii Bedrettin Dalan’la hasta hekim olarak başladığımız ilişki sonra abi kardeşliğe döndüğü için sağ olsun bir dediğimi ikiletmiyordu. Ben de O’na ‘Türkiye’nin en iyisini yapacağım’ diye söz vermiştim ve hakikaten Türkiye’nin en iyisi oldu. Hem Avrupa ile akreditasyonu hem Amerika ile akreditasyonu. O zaman kimse bana inanmamıştı.
Benim attığım adımlar, temeller ve aldığım bu akreditasyonlar, sertifikalarla Yeditepe Üniversite Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun olan bir diş hekimliği öğrencisi Amerika’da direkt olarak board imtihanlarına girip hiç diş hekimliğini 3. sınıftan başlayarak okumadan muayenehane açma hakkını kazanmıştır.
Ben hayatımı Yeditepe Diş Hekimliği Fakültesine adadım. Orası için diş hastanemi kapattım. Verdiğim emekler helal olsun. O sıralar ayrıca hem tıp fakültesinden sorumluyum hem eczacılık fakültesinden sorumluydum. Yani dünyada ilk defa bir kurucu dekan olarak 3 fakülteden sorumlu olarak fakülteleri kurmuş olduk.

Ülkemizde çok büyük bir sağlık turizmi potansiyeli var. Diş hekimliği ve diş tedavisi konusunda Türkiye’nin bu konuda potansiyeli ve konumunu nasıl değerlendirirsiniz?
Türkiye’de diş hekimliğinde sağlık turizmini ilk başlatan hekimlerden biriyim. Dekanlığım zamanında Yeditepe’de başlatmıştım sağlık turizmine. Şu anda diş kliniğimize 68 ülkeden hasta getiriyorum. New York, Londra, Los Angeles ve Dubai’de iletişim ofislerimiz, acentalarımız var. Bana sorarsanız Türkiye olarak çene cerrahisi ve diş tedavisi alanında dünyada bir numarayız.
Dolayısıyla biraz önceki sorunun cevabını şöyle vermek istiyorum. 68 farklı ülkeden hasta geldiğinde, onların ağzına yapılan diş tedavilerini gördüğüm için bizim ülkemizde yapılan diş tedavisiyle mukayese ettiğimde Türk Diş Hekimliğinin ne kadar üst noktada ne kadar üst kalitede olduğunu daha iyi değerlendirebiliyorum. Türkiye sağlık turizminden geçtiğimiz yıl açıklanan Sağlık Bakanlığı verilerine göre 3.5 milyar dolar gelir elde ettik.
Ancak eğitimde yanlış politika nedeni ile ihtiyacımız olandan çok sayıda diş hekimliği fakültesi açıldı. Her yıl binlerce diş hekimi mezun ediyoruz. Ancak bu öğrencilerimize, meslektaşlarımıza hem Sağlık Bakanlığı’nın kurduğu diş hastanelerinde istihdam yaratamıyoruz hem de yeterli ve kaliteli akademisyenler olmadığı için maalesef eğitimde kalite seviyesi giderek düşüyor.
Giderek büyüyen estetik cerrahiye diş de eklendi. Estetik diş hekimliği, gülüş tasarımı gibi operasyonlar var. Ne dersiniz?
Vallahi benim öğrenciliğimden bugüne geçen çok şey değişti. Esasında şimdi diş hekimliği öğrencisi olmak varmış. Çünkü ben fakülteye girdiğim zaman, pompalı koltuklarda, tavandan asma motorlarla diş keserek tozu duman içinde ölçüler alıyorduk.
Şimdi dijital ölçüler alıp, anında bilgisayarla laboratuvara gönderiyoruz ve sıfır hata ile diş yapıyoruz. Tabi ki bu gelişmelerle birlikte estetik diş hekimliği de ön plana çıktı.
Zaten bize gelen hastaların %60’ı diş estetiği için geliyor. Şu anda Türkiye diş estetiğinde ve gülüş tasarımında dünyanın en iyisiyiz. Dolayısı ile tüm dünyanın da bu konuda cazibe merkezi haline geldik.

Ne yazık ki merdiven altı çalışan göçmenler ülkemizin itibarını zedeliyor
Diplomasına bakılmadan, Sağlık Bakanlığı ve sağlık müdürlüklerinden izin almadan, Türk Diş Hekimliği Birliği’ne ve odalara kaydolmadan göçmenler tarafından çok sayıda klinik açıldı. Diş hekimi olduğunu kanıtlayamayan insanlar, kalitesiz malzemelerle, hizmet vermeye başladı. Bu yüzden merdiven altı çalışan göçmenler, ülkemizin itibarını da zedelemeye başladı. Böyle devam ederse, Türkiye diş hekimliğinde üst sıralardan alt sıralara doğru inecek. Umarım Sağlık Bakanlığı bu yanlışlığı bir an önce düzeltir.
Biz diş hekimleri olarak her yıl aidatlarımızı ödeyip, odaya kayıt olmak mecburiyetindeyiz. Her şehirde bir diş hekimliği odası var. Ancak göçmenler maalesef ne odalara kayıt oluyor ne de bir denetimden geçiyorlar. Diplomasını sorduğun zaman bombardımanda yandı diyorlar. Nereden bileceksin doğru söylediğini? Ayrıca vergi vermiyorlar. Daha vahim olan da dünya standardının üstüne taşıdığımız kalitemizi ve emeklerimizi kötücül hale getiriyorlar. Bu da hem ülkemiz hem de biz diş hekimleri açısından için çok büyük bir problem.












