Bizim işimiz aslında burnu güzelleştirmek değil çünkü güzel burun yoktur, güzel yüz vardır. Burunda küçük bir kemer sizin hem daha genç görünmenizi hem de yüzün daha dingin görünmesini sağlar.
Burun ve sinüs hastalıkları başta olmak üzere KBB alanında öne çıkan isimlerden olan Prof. Dr. Dilaver Özturan, serbest hekimliği süresince birçok ülkede bilimsel faaliyetlere katılmış ülkemizin konusunda uzman hekimlerinden biridir. Prof. Dr. Dilaver Özturan 1997 yılında sekiz meslektaşı ile birlikte ME-Dİ KBB Merkezi’ni kurmuş. Aynı dönemlerde de KBB profesörlük unvanını almış. 2017 yılında ekibiyle Acıbadem Fulya Hastanesi KBB Kliniği’ne geçen Prof. Dr. Dilaver Özturan, halen farklı uğraşılarda deneyim kazanmış bir kadro ile hastalarına hizmet vermeye devam ediyor. Prof. Dr. Dilaver Özturan ile özel bir röportaj gerçekleştirdik.

Hasta ile içten ve samimi olmak çok önemli
Bugünkü teknolojiyle özellikle estetik alanlarda vücudumuzda istediğimiz değişiklikleri yaptırmak çok kolay, ancak az sayıda hastasının olmasına özen gösteren hekimler seçici davranıyor ve hastalarına her operasyonu neden yapmadıklarını samimi ve inandırıcı bir şekilde anlatmanın önemine dikkat çekiyor.
Bugün özellikle çocuklarda ve artan bir şekilde yetişkinlerde, ‘alerjik hastalıklar ve besin alerjileri’ görülüyor. Bu artışın nedenleri sizce neler?
Yediğimiz besinlerde, soluduğumuz havada problem var. Yediklerimizin çoğu genetiğiyle oynanmış gıdalar ya da raf ömrünü uzatmak için içlerinde inanılmaz katkı maddeleri var. Tabii başka problemler de var; bunlardan biri de artık ‘her şeyin aroması olması’. Yediğimiz şeylerin bir kısmı zaten aroma. Bugüne kadar alerji deyince biz hep solduğumuz havadan, gözümüze, burnumuza yapışan polenlerden bahsederdik. Oysa şimdi başka şeyler konuşmaya başladık. Tipik alerjik reaksiyon veren gıda alerjileri görmeye başladık. İnsan sonuçta aynı insan ama yediği farklı. Böyle olunca vücut farklı reaksiyonlar gösteriyor. Tükettiğimiz şeylerin türü değişti. Görmediğimiz hastalıklar görmeye, daha önce olmayan yaş grubunun etkileşimlerini görmeye başladık, bu bize alarm veriyor.

Özellikle hangi gıdanın çok daha az tüketilmesini önerirsiniz?
Bugün hangi KBB hekimi ile konuşursanız, size kahvenin zararlarını anlatacaktır. Kahve edebi ile içildiği zaman problem yok, bu bir ya da en fazla iki fincandır. Şimdi 12-15, hatta 10 yaşındaki çocuklar kupalarca kahve içiyor. Uyarıcı olduğu için, kahve baş dönmesi sebeplerinden biri, reflü yapıyor ve uyku saatini bozuyor… Bu yeni alışkanlıkların değişmesi gerek. Asırlar önce Lokman hekim, “Yediğiniz, içtiğiniz ilaçtır.” diyor. Eğer doğru şeyleri yemez, içmezseniz bugün acı ilaca muhtaç olursunuz. Bu konuda bir toplum bilincine ihtiyacımız var.
Hangi alışkanlıklarımız ileride işitme kaybına zemin hazırlıyor?
Çoğunlukla bunun sebebi de çevre kirliliği olarak adlandırdığımız ‘gürültü’. Underground mekânlar, yüksek volümlü müzik, trafik, sanal ortamlardaki yüksek efektler… Kulak bunları belli bir yere kadar tolere ediyor ama ondan sonra zarar görmeye başlıyor ve akustik travma oluyor. Mesela stadyumda, rakip takımı baskılamak için çok büyük ses efekti yaratılmaya çalışılıyor. Aslında orada seyirci, ciddi bir akustik travmaya maruz kalıyor. İşitme kaybında sadece gürültü değil, kahve tüketimi, stres de önemli etkenlerden.
İnsanlar genelde az işittiklerini kabul etmek istemezler. Size hastalarınız işitme kaybı şikayetleri ile ilk ne zaman gelmeye başlıyor?
Bize hiç kimse benim işitme kaybım var diye gelmiyor aslında. Genelde, özellikle yaşlı grubu, çocukları babam beni duymuyor, 3-5 defa tekrarlatıyor diye getiriyorlar. Tabii işitmede zayıflık yaşayan kişi, bir süre sonra insanlardan uzaklaşmaya başlıyor. Çocuğunu duymayınca, söylediklerini tekrar ettiriyor, çocuk da sinirleniyor. Tepkilerden sonra ilişkiler kopuyor. Kişinin kendini sosyal izolasyona alması, insanlarla konuşmamaya başlaması, erken demans ya da Alzheimer gibi hastalıkların alt yapısını oluşturuyor.

İşitme kaybını önlemek için hekim kontrollerine ne zaman başvurmak gerekir?
Öncelikle, etraftan bu konuda şikâyet geliyorsa, test yaptırmakta fayda var. Tabii 70 yaşından sonra işitme kaybı çok görülen bir şey. Bu, tıpkı görme bozukluğu gibidir. İnsanlar, görme bozukluğuna karşı gözlük takmayı gurur yapmazken, işitme cihazını gurur yapıyor. İşitme cihazında halk arasında bilinen büyük bir yanlış var. İşitme cihazını ne kadar geç kullanırsam o kadar iyi denir, oysa tam tersi. İşitme cihazını geç kullanırsanız kulağınız işitmeyi unutur. İşitme kayıpları ne kadar erken tespit edilirse ve kişiye bu cihaz uygulanırsa, hem işitme cihazından rahatsızlık ortaya çıkmaz, hem de cihazdan fayda görür. Bu bir anlamda, kişinin sosyal hayatın içinde olmasını da sağlar.
İşitme cihazları başka hangi amaçlar için kullanılıyor?
İşitme cihazları aslında sadece işitme amacı için kullanılmıyor. Mesela kulak çınlamasını baskılayıcı olarak da kullanılabiliyor. Kişiyi rahatsız eden bir çınlama varsa, onu maskeleyecek bir tedbir olarak kullanıyoruz bu cihazları. Çınlama garip bir şeydir. Aslında herkesin kulağı çınlar, ama bazısı hiç rahatsız olmaz, bazısı bunu duymaz, bazısı da onu kafaya takar.












