Köşe yazılarıma uzuuuncaa bir ara verdim biliyorum.
Gerek hayat akışındaki yoğunluklar, gerekse gündemde, memleketimde yıllar geçse de hiçbir şeyin değişmemesi insanı yazma duygusundan uzaklaştırıyor maalesef.
Kadın hakları, cinayetler, hayvan hakları, adalet sisteminin adaletsiz işleyişi, ekonomik sıkıntılar, değişmeyen siyasi işleyiş, rantlar, medya… Bir ülkede kurulduğu yıllar hariç, ATA’mızdan bu yana hiç mi bir şeyler değişmez? Ben hangisinden dem vurayım ki bu başlıkların size?
Açın bir gazeten küpürünü geçmiş yıllardan, bakın haberlere sanki günümüzü anlatıyormuş gibi gelecektir eminim.
Ana sayfada dönemin siyasi liderlerinin söylemleri, bir magazin bombası, vurucu bir spor başlığı, arka sayfasında yine siyasi gündemin açılımları, üçüncü sayfada kadın cinayetleri, kazalar, kavgalar… Sonraki sayfalarda bu kaos haberleri unutun diye bol bol magazin ve en son erkeklerimizin testesteron hormonlarını coşturan ve onları bir afyon misali kendinden geçiren spor sayfaları. Al sana medyanın gücü.
Şimdi yazılı medya çok kalmasa da ekranlarla ve sosyal medya ile gerçekleştiriyorlar bu algı yönetimini.
İnanır mısınız bilmem ama benim evimde ulusal kanalları izleyecek bir antenim ya da uydum yok. Yaklaşık 5 yıldır ulusal kanal izlemiyorum, gazete okumuyorum. İnternetten takip ettiğim birkaç güvendiğim mecra hariç (tarafsız bulduğum) günlük haber akışlarını, gündem takibini yaptığım başka bir alan yok. Çok da mutluyum bu durumdan.
Medya dediğiniz seçtiği tarafı göze soka soka haber yapan, akşam saatlerinde yarışma programları ve hep benzer senaryolarla sadece oyuncuların değiştiği anlamsız dizilerle insanları uyuşturan bir yapıdan başkası değil maalesef.
Çok sevdiğim bir Youtuber var: Murat Soner. Mesela ondan takip ediyorum dizi ve film gündemini. Adamın dilinde tüyler bitti eleştirmekten, yorumlamaktan ama boşa maalesef. Bizim insanımızın yapısı değişmedikçe hiçbir şey değişmez bu ülkede.
Sanatın, sanatçının anlaşılmadığı ve benimsemediği bir toplumdan beklentimiz en fazla ekranlarda gördüğümüz senaryolardan ibaret maalesef.
Kimin halası kimin eniştesiyle, o mahallede dönen çarpık ilişkilerde sıra kimde, kim kimi kiminle aldatmış, töre, cinayet gibi çoklanabilir başlıklar altında dönen dizilerle, daha üzücüsü de buna reyting yaptıran ve ağızları açık bırakan sahneleri izlerken zevk alan bir toplum haline gelmiş olmamız.
Çok ürkütücü değil mi aslında. Yıllardır bu hikayeleri, senaryoları izleyip reyting kazandırmış ve kadına şiddet, cinayet, garip örf adetler gibi başlıkları normalleştirmiş bir toplumdan tutup da bir şeylere tepki göstermesini bekleyemiyor insan doğal olarak. Cem Yılmaz’ın dediği gibi ‘Hani bizdik marjinal?’ diyecek kadar bizleri şoke eden gerçekliklerin döndüğü bir toplumdan bahsediyoruz.
Eğitim, eğitim ve kaliteli eğitim. Bilgi parmaklarımızın ucuna kadar gelse de doğru şeyler öğrenmek yerine, bilgilenip topluma yararlı bir birey olmak yerine ‘tıklanma arzusu, beğeni kovalamacası, stalk döngüsü, erotizm, zorbalık, birilerini en çok ben gömebilirim yarışı, sağa kaydırayım o da bana kaydırsın tutkusu’ gibi eylemlere kapıldık gittik maalesef. Yine kazanan ilk insanlar ve içgüdüleri oldu maalesef.
Bu başlıklarda uyuşturduk bu kez beyinlerimizi.
Dünyanın bir çok yerinde de var elbette bunlar. Ama bizim gibi geri kalmış, sonradan görmüş toplumlar uyuşturulmaya çok daha müsaitler ve bu uyuşturucunun baronları toplumu çok iyi sentezleyip nabza göre şerbet verme konusunda çok başarılılar.
Arınma seanslarının hızlandığı, bilginin doğru kullanıldığı, Atatürk’ün bahsettiği o hep uzaklardan bize bakan ‘Muasır medeniyetler’ seviyesine yaklaştığımız günler umuduyla…
