39 Laundry, 13 Aralık – 11 Ocak tarihleri arasında Ayşe Kıran ve Esra Yılmaz’ın eserlerini bir araya getiren “Aralık” başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, iki şey arasındaki mesafe kadar; bir bakışın diğerine değdiği, anlamın henüz sabitlenmediği o kırılgan anı odağına alıyor. Görünür olanla gizli kalan, kontrolle teslimiyet, iç dünya ile dış gerçeklik arasındaki geçişler; bu sergide hem düşünsel hem de duyusal bir deneyim olarak izleyicinin karşısına çıkıyor.
Ayşe Kıran’ın Panoptikon düşüncesinden beslenen portreleri, günümüzün sürekli gözetim altında yaşayan bireyine odaklanıyor. Kıran, görünme arzusunun izlenmeye verilen gönüllü onayla nasıl iç içe geçtiğini sorgularken, bu durumun bireysel özgürlük üzerindeki etkilerini de görünür kılıyor. Figürler, yalnızca izlenen nesneler değil; aynı zamanda bakışın farkında olan, bu bakışla şekillenen ve ona teslim olan varlıklar olarak karşımıza çıkıyor. Sanatçının portrelerinde beden, kimlik ve bakış; maruz kalma ile korunma arasındaki o ince aralıkta asılı kalıyor. İzleyici, bu figürlerle karşılaştığında yalnızca onlara bakmaz; aynı zamanda kendini de bakılan konumunda bulur.
Esra Yılmaz’ın soyut kompozisyonları ise bu denetimli bakışın karşısına akışkan, sessiz ve sezgisel bir alan açar. Sanatçı, boyanın yüzeydeki hareketine hem yön verir hem de onun kendi iradesine alan tanır. Kontrol ile tesadüf arasındaki bu denge, Yılmaz’ın işlerinde sabitlenmeyen, çözülmeyen bir geçiş hissi yaratır. Renk ve biçim, doğrudan bir anlatı kurmak yerine izleyicide bir duygu tortusu bırakır; anlam, bakışın süresiyle ve izleyicinin içsel deneyimiyle şekillenir. Yılmaz’ın eserlerinde “Aralık”, sessiz bir bekleyiş, tamamlanmamış bir hareket, sürekli değişen bir hal olarak var olur.
“Aralık” sergisi, Ayşe Kıran ve Esra Yılmaz’ın farklı estetik ve düşünsel yaklaşımlarını yan yana getirirken, izleyiciye tek bir doğrultu sunmaktan bilinçli olarak kaçınır. Bunun yerine, sınırların geçirgenleştiği, karşıtlıkların birbirine karıştığı bir alan açar. Sergi; insanın hem kendine hem de dış dünyaya dair arayışını, kesin cevaplardan çok sorular üzerinden sürdürdüğü bir noktada durur.
Sınırla geçişin, teslimiyetle özgürlüğün, kontrolle sezginin, içle dışın birbirine değdiği o belirsiz alanda— tam da Aralık’ta.
