Ekim sayımız çıktı! 


Dergimizin 160. sayısı çıktı.


DERGİMİZİ TURKCELL DERGİLİK, TÜRK TELEKOM E-DERGİ VE QUALITYOFMAGAZINE.COM ONLİNE PLATFORMLARINDAN OKUYABİLİRSİNİZ!


Keyifli okumalar!


Şifremi Unuttum
Kaydol

Acı olan yersiz ego mu yoksa tezahüratlar mı?

İLYAS HAYRİ


Acı olan yersiz ego mu yoksa tezahüratlar mı?

İnsanlar, insanlık bambaşka bir evreye geçmeye başladı.


Bunu ister pandemiye bağlayalım, ister değişen çağa, ister de hayatımıza sonsuzn hızda giren ve birçok şeyi yavaş yavaş öldüren teknolojiye. Acı olan bir gerçek varsa o da geçmişten günümüze gelmeyi başaran fakat yavaş yavaş yok olmaya başlayan örfümüz, adetimiz, geleneğimiz ve sosyal kültürümüz.


Bana göre insanlığın, ilişkilerin, dostlukların, aşkların en sağlam ve önemli temeli 'saygı'dır. Sevgiden de, aşktan da ötedir bu terim. Çünkü insan karşısındakine saygı duymaz ise o kişiliği saygı ile karşılamaz ise her tür probleme de açık bir ilişki yaşamış olur. Sen nasıl bir bireysen karşındaki de bir birey. Her insan karakteriyle, yaşam tarzıyla tıpkı parmak izleri gibi diğerinden farklıdır. Ve olay gayet basittir aslında karşındakini kişiliğiyle kabullenmek ve 'saygı' duymak. İşte bunu başarabilsek her şey güzel olacak dünyada. Ama maalesef ki bu kavram TDK'nin sözlüğünde bir karşılığı olan 'S' harfinde bulunan bir değersiz terim halini almış durumda. 


Günümüzde insanlar o kadar tahammülsüz, dinlemeyen, konuşarak bir şeyleri çözmeyen, sevgi yerine öfkeye ve saldırganlığa sarılan hale geldiler ki. 'Saygısızlık'tan zevk alır hale geldik resmen; ve bu durum birikmiş öfkeleri, nefretleri her geçen gün daha da artırıyor. Saygı dediğimiz şey büyüklerimizin bize öğrettiği gibi 'büyüğe saygı'dan ibaret değil maalesef. Hayvanlara, doğaya, çocuklara, kadınlara, bitkilere kısacası her şeye duyulmalı. Düşünsenize her varlığa saygı göstermeyi başarmış olsak ne kavgalar, ne doğa katliamları, ne hayvan işkenceleri, ne kadın ve çocuklara saldırı ve taciz hiçbiri kalmaz. Ama sistem bunu hiçbir zaman istemez. Bizim örf, adet, gelenek, görenek dediğimiz unutulan kavramları bize unutturandır aslında sistem. Çünkü kaosla, kargaşayla, sınıfçılıkla beslenir. Doğal olarak da 'saygı' sistemin içerisinde yer almaz hiçbir zaman. 


Neyse konuyu daha da dallanıp budaklamayayım. Bugün bir video gördüm internette. Meşhur bir şarkıcı diyeceğim ama gerek sesiyle gerek duruşuyla kendisine şarkıcı ya da sanatçı vurgusunu yapmaya içim elvermiyor. Gerçek sanatçılar üç kuruşla hayatlarını idame etmeye uğraş verirlerken hayatımızı her anlamda kötüye götüren 'popüler kültür' dediğimiz balon kültürüyle meşhur olmuş bir insan kendileri. Sesi olmasa da fiziği, şarkı yazamasa da sivri dili ve magazinselliği ile o zamanlarda bu zamanlara evindeki para sayma makinesiyle lüks içerisinde yaşayan bir zaat kendiler. Bu arada bu şarkıcımızın benzeri binlercesi var. Sözüm sadece ona değil. Aslında sözüm kesinlikle onlara değil. Sanatı bilmeyen, popüler kültürün gösterdiği yönlerden sorgusuz sualsiz ilerleyen bizlere aslında sitemim. Biz beğenmesek, biz konuşmasak, eleştirmeyi, gerçek sanatı, zanaatkarı bilsek bu isimlerin hiçbiri olmazdı hayatlarımızda. Yine de saygısızlık etmek istemem elbette herkesin kendi içinde verdiği fedakarlıklar, emekler vardır elbette. Ama bu hak size hiçbir zaman başkalarını ezme, küçük görme, aşağılama yetkisini vermez.


Birkaç gün önce yüzüne telefon fırlatılan genç popçumuz da var bir yanda da şampanyayı beğenmeyerek garsonun kafasına boca eden bir kısım da var mesela. Birisi kendisine yapılan bu haksızlığa üzüldü, sitem etti fakat telefonu fırlatan saygısıza insani bir ders verdi. Diğer tarafa bakıyoruz insanlar ağızlarının suları akarak kendisini dinliyorlar ve paramız var havamız da var deyip şampanya üzerine şampanya açtırıyorlar kendisi için (bu anlamsız ve şovenist durumu da hiç anlayamadım. Şampanyaya verilen milyonlarla aç insanları doyursanız daha şovenist bir hareket olmaz mı acaba?). Ve meşhur şarkıcımız gelen şampanyayı tadıp beğenmiyor ve 'bu ne biçim şarap bana resmen elma suyu vermişsiniz' diyerek şampanya şişesine elma suyunu koyan yanına gelen garsonmuş gibi gidip garsonun başından aşağı boca ediyor elindeki sıvıyı. 


Peki ama neden? Madem elindekini beğenmedin onu sana getiren garsonun burada suçu ne? Suçu emekçi olması, sistemde en alt sıralarda çalışan birisi olması. Patronlara çatmak yerine 3 kuruş için ter döken sesi çıkamayan adamın kafasından aşağı boca etmek en kolayı çünkü. Hadi kendisini var edenlerin o kafasına döktüğü şarap gibi insanların olduğunu unutan şarkıcımızın gözünü şöhret, burjuvazi, sınıfçılık bürümüş diyelim. Ya o anlar yaşanırken bunu ıslıklarla, alkışlarla destekleyen (tıpkı köle zamanlarında efendilerin yaptı mantıksız aşağılamalar ve işkenceler ile mutlu olan diğer burjuvalar gibi) bu insanlıktan çıkmış şahıslara ne demeli acaba?


Siz böyle bir saygısızlığı, bir insanın bir insanı aşağılamasını nasıl alkışlarsınız? Bir insanı bu sahne nasıl mutlu eder? Yuhalamak, tepki göstermek varken. İşte burada insanlığın (bu kelimeyi yazarken bile elim varmıyor artık) geldiği bir durup bakmak gerekiyor. 


Ve yine bu hikayede yanan insanlık oluyor. Bu egoyu, gözü dönmüşlüğü, hırsı yaratan bizleriz aslında. Suçlu hepimiziz. Sosyal medyada bu arkadaşları hayranlıkla takip edenler, ağızlarından düşürmeyenler, haber peşinde koşanlar, gençler, yaşlılar... O garson siz de olabilirdiniz, sizin evladınız da. Ama empati denen terimi de sildiğimizden mütevellit kim takar bu durumları deyip geçiyoruz. 


Geçmişten bu zamana hep böyle olmuş ama insanlık. Köleleri gladyatör yapıp onları ölümüne dövüştürüp ellerine şarapla bu durumu zevkle izleyenler de aynı, şampanya ile aşağılanan garsonu ellerinde şaraplarla alkışlar eşliğinde izleyenler de.

10385
9