Ağustos sayımız çıktı! 


Dergimizin 158. sayısı çıktı.


DERGİMİZİ TURKCELL DERGİLİK VE TÜRK TELEKOM E-DERGİ ONLİNE PLATFORMLARINDAN OKUYABİLİRSİNİZ!


Keyifli okumalar!


Şifremi Unuttum
Kaydol

Paylaştığın senindir, biriktirdiğin değil!

İLYAS HAYRİ


Paylaştığın senindir, biriktirdiğin değil!

Ne de güzel bir cümle değil mi? Paylaştığın senindir. Biriktirdiklerin değil.

 

Gerçi biriktirme terimini lügatlarımızdan çıkaralı uzun zaman oldu. Eskilerdi biriktirenler, ellerinde olanları yenileyip yenileyip kullanmaya devam edenler. Bizler ‘kullan at’çı bir döneme denk geldik maalesef. Eskiler az olduğu için değerini bilip tutabildikleri kadar tutarlardı kıyafetleri, yiyecekleri, eşyaları. Günümüzde ise her şey o kadar çok o kadar çeşitli ki. Biraz deforme olsa, eskise ya da hasar görse atıp yerine yenisini koymayı tercih ediyoruz. Zaten kapitalizmin ana amaçlarından birisi de bu değil mi? Tüketim toplumları ile karnını doyuruyor kapitalizm. Biz de kendimiz doyduk zannediyoruz.

 

‘Yama’ kelimesi vardır mesela. Şimdilerde moda sektörünün kullandığı bir terim oldu. Eskiler yamalayıp yamalayıp giyerlerdi kıyafetleri şimdi moda diye alıp giyiyoruz eskilerin fakirliğini, yokluğunu.

 

El becerileri vardı. Her alanda zanaatkarlar yetişirdi, evlerde yaşayanlarda dikiş, tamir, tadilat işlerine hakim bir stajla başlarlardı hayata. Şimdi bir telefonla, ayağımıza çağırdığımız ustalar ile çözüyoruz meselelerimizi. Dikiş yerine dikilmişi almak, örgü yerine örülmüşüne para vermek, yama yerine çöpe atıp en afillisinden ‘yama’lısını almak.

 

Matematiğimizi yitirip her şeyi har vurup harman savurarak yaşıyoruz hayatımızı. Evde yiyeceğimiz ekmek adetini bile hesaplayamaz olduk. Ki her gün tonlarca ekmek israf ediliyor. (Ekmek en temel ihtiyaç olduğu için oradan verdim örneği) Yemek konusunda da Afrika’daki aç insanları doyuracak miktarı biz çöplere atıyoruz maalesef. O kadar çok kağıt, plastik atığı çıkarıyoruz ki bu sayede yeni meslekler doğurduk ‘kağıtçı’ diye. Hep dünya sonsuz, kaynaklar, sebzeler, meyveler, hayvanlar sonsuzmuş gibi yaşıyoruz. Ama bir gün tükenecek her şey gibi. Süreci hızlandırmak için elimizden geleni yapıyoruz. Kıyamet Günü denilen şeyin tüm aşamalarını insanoğlu olarak yerine getiriyoruz adım adım.

 

Çok derin mevzular bunlar aslında. Kalem kalem işlemek, sayfalarca yazmak gerek. Konunun özü israfçı, tüketimci ve kullan atçı insanlar olduk. Ama arada bunun aksi için çaba harcayan, bilinçli, çevreyi, dünyayı, yaşamı seven ve saygı duyan insanlar var. Paylaşmayı bilen, eşitlik ilkesini benimsemiş, doğanın değerini bilen.

 

Biz de naçizane kapitalizme, şuursuz harcamalara ve çöpe atmalara karşı elimizden geleni yapmaya çalışanlardanız. Atmayın paylaşın diyoruz çevremize.

 

Kim duysa mükemmel diyor, ben de dahil olmalıyım diyor. Herkes hasret aslında böyle paylaşımlara. Sadece hayatın akışında farkında olmuyorlar. Farkındalık yaratmak da tam da bu yüzden çıkmış zaten.

Kıyafet, ayakkabı, kitap bağışlarımız çok iyi gidiyor işte tam da bu farkındalığa dokunuşlarımız sayesinde. Şimdi hedefimiz daha da büyümek, unutulmuş kalplere dokunmak, dokundukça çoğalmak. Ve gerçek ihtiyaç sahiplerini bulup bir nebze onları paylaştıklarımızla gülümsetmek.

 

Unutmayın! Paylaştığımız bizimdir, biriktirdiğimiz hiçbir şey aslında bize ait değildir.

10355
9