Aralık sayımız çıktı! 


Dergimizin 138. sayısı 1 Aralık'tan itibaren D&R, Remzi ve İnkilap Kitabevi gibi seçkin satış noktalarında.


DERGİMİZİ TURKCELL DERGİLİK, TÜRK TELEKOM E-DERGİ VE QUALITYOFMAGAZINE.COM ONLİNE PLATFORMLARINDAN OKUYABİLİRSİNİZ!


Keyifli okumalar!


Şifremi Unuttum
Kaydol

Sahte dünyanın efektli güzelleri

İLYAS HAYRİ


Sahte dünyanın efektli güzelleri

İnsan önce kendini kabullenmeli, ben buyum diyebilmeli. Kabullenme duygumuzu yitirdik, yerini başka şeylere bıraktık. O ilk 'selfie' çekildiğinde belki de değişti rüzgarın yönü. Ya da ilk sosyal medya paylaşımları ortaya çıktığında. Eskiden insanlar doğaldı, doğallıktan yanaydı mesela. Şimdilerde ise doğal yaşamalı mottosuyla yola çıkan ama arka planda bol efektli, bol yalanlı yaşam süren insanlar olduk. Sosyalleşelim diye soframıza koydukları çakma sosyal medya çorbalarıyla karnımızı doyurmaya başladık. Zamanla bir yaşam gereksinimi olduğunu düşünmek de gayet normalleştirdiğimiz bir durum oldu. 


Eskiden gazinonun büyülü sahnesi için birbirini yiyen sanatçıların o görkem altında nasıl kaybolduklarını, bambaşka insanlara döndüklerini izlerdik Yeşilçam filmlerinde. Şimdi de o gazino ve şaşalı ortam sosyal medya oldu. Ahkam kestiğimiz, atıp tuttuğumuz, özgür olduğunu sandığımız fakat tamamen birilerinin yönlendirmeleriyle hareket ettiğimiz, çift tık için neredeyse adam vuracak kıvama geldiğimiz bir bağımlılık halini almaya başladı bu durum. 


Mesela Perşembe günleri herkesi bir panik alıyor sanki evin elektrik faturasının günü geçmiş de elektrikler kesilecekmiş gibi bir duyguyla akıllı telefonumuza koşturup fotoğraf galerisinde geçmişe seyahat edip (vay be ne anılardı demek yerine) güzel bir kare seçip TBT etiketiyle paylaşmak sizce özgürlük mü yoksa birilerinin size yumuşakça dayattığı bir özgürlük mü? Yani Perşembe günleri değil de Cuma günleri geçmişe yolculuk edince insanlar bizi taşa mı tutacak? Tutmayacak elbet ama tutabilir hissiyatını gömmüşler içimize. Ya da ne bileyim 300-500 takipçiniz var ve bu insanlar bütün gün kös kös oturup 'Şu İlyas bir hikaye atsa bir paylaşım yapsa' diye nöbet mi tutuyorlar tabi ki hayır. Ama herkes öyle hissetmiyor mu? Günde 3 paylaşım yapmam lazım, 5 yaparsam takipçilerim kızar, 2 yaparsam tatmin olmazlar gibi değişik felsefik bulgular var artık hayatlarımızda. Ben bunun psikoloji dilinde benzer vakalarına paranoya diyorlar diye biliyorum. Ama sosyal adı Instagram. 


Bir de herkesi kandırma yarışı var. Kişi önce kendini kandırıp daha sonra da insanları kandırıyor. Buna da yalancılık ya da dolandırıcılık diyorlar normal dünyada. Ama o çok sosyal dünyada adı efekt ve insta büyüsü. Bir fotoğraflar paylaşılıyor önü ve arkasıyla 1 saat o kareye harcanıyor, doğru kare seçiliyor, doğru efektler aranıyor, az biraz photoshop ekleniyor üzerine hoooop bir anda Charlize Theron'sun ya da Bradley Cooper. Karşısında o kareyi gören takipçide de ister istemez bir 'Tıklama' hissiyatı doğuyor tabi doğal olarak. O büyülü fotoğrafa çift tıklayıp mutlu oluyor sen de sana iki kez tıkladılar diye. Buna da gerçek dünyada bir şey diyorduk ama anımsayamıyorum şimdi :) 


Burada da herkese bir güzellik algısı dayattılar. Hani özgürüz ya oralarda dediler ki bu efektlerle özgürlüğün tadını sürün. Tıpkı bağımlılar gibi. Onlar bize efektleri sundular çeşit çeşit, biz bize sunulanlardan tercih ettik diye özgür hissettik. Güzellik algısını bozdu adamlar gözlerimizin içine baka baka. Efekt de toparlamaz ise estetik merkezleri var dedik. Herkes koşturdu bir anda güzellik merkezlerine. Merkezi bölgelerimizi güzelleştirdik, biraz detoks, az biraz dolgu, biraz un, yarım çay bardağı şeker, biraz photoshop hooop işte istenilen büyülü sonuç. Eee sorarım size nerede kaldı eskiden özgüven dediğimiz şey, nerede kaldı insanın kendini hatalarıyla, kusurlarıyla sevmesi... Ki eminim o kadar uğraşın arkasında analar, babalar, sevgililer, eşler zaten seni öyle kabullenmişler, beğenmişler, sevmişler. Tanımadığımız kişilerden gelecek tıklar, yorumlar daha mı değerli oldu acaba? Sahte dünyalar yaratıp orada mutlu olduğumuzu zannedip gerçek dünyadaki mutlulukları gözden kaçırır mı olduk acaba?


Bir fotoğraf var ya herkesin elinde telefon telefonun ekranına bakarak o anı beynine değil telefona kaydetmeyi tercih ederken, içlerinden birkaç kişi anı doyasıya gözleriyle, kulaklarıyla, beyniyle yaşamayı tercih eden. 


İşte o duyu organlarımız kayboluyor bilginize...


10264
9