Ekim sayımız çıktı! 


Dergimizin 160. sayısı çıktı.


DERGİMİZİ TURKCELL DERGİLİK, TÜRK TELEKOM E-DERGİ VE QUALITYOFMAGAZINE.COM ONLİNE PLATFORMLARINDAN OKUYABİLİRSİNİZ!


Keyifli okumalar!


Şifremi Unuttum
Kaydol

Avukat Cansen Erdoğan ile çok yönlü kişiliğini, felsefi yönünü ve yeni nesli dijital dünyada var olmaları için destekleyen düşüncelerini konuştuk

01.04.2022

Benim babam, kız kardeşim, dedelerim hep hukukçu. Avukatlık, hukuk bize kadılıktan geliyor. Babamın dedesi Osmanlı’da kadıymış.


Ailesi dört nesildir hukukçu olan Cansen Erdoğan’a bu aile yadigarı meslek, Osmanlı’da kadı olan büyük dedesinden kalmış. Senelerdir aile meclisinde, aktif yer aldığı sosyal hayatta ve kendi iş hayatında gördüğü, duyduğu olaylardan izlenimlerini bugün avukatlığın yanı sıra yazarlık yönüyle kaleme aldığı yazılarında dile getiriyor. “Avukatlık mesleğim, yazarlık tutkum” diyen Erdoğan ile çok yönlü kişiliğini, hayatı inişleri ve çıkışlarıyla bir paket olarak kabul eden felsefi yönünü ve yeni nesli dijital dünyada var olmaları için destekleyen düşüncelerini konuştuk. 




M.Y: Sizin pozitif enerjiye inanan, daha ilk karşılaşmada insana olumlu bir his veren kimliğiniz var. Bu enerjiniz, ilk tanışmada danışanlarınızı rahatlatıp, davalara en başından daha pozitif bakmalarını sağlıyor mu?  

C.E: Kesinlikle bir dost kazanıyorum, orası kesin. Her iki taraf da dost kazanıyor. Ben çok pozitifim, bardağın dolu tarafını görenlerdenim. Hayatta, insanlara mutlu enerji vermeyi tercih ediyorum. Çünkü onların mutluluğundan kendim de aynı şekilde yararlanıp mutlu oluyorum. EKG grafiklerinde biliyorsunuz kalp atışları iner çıkar. Ne zaman dümdüz çizgi olur, o zaman artık yaşamıyorsunuz demektir. Her şey düz giderse zaten bir sıkıntı vardır, iniş çıkışlar yaşadığımızı gösterir. Ben, hayatın inişleri çıkışlarıyla bir paket olarak verildiğini düşünüyorum. Davalara da böyle bir bütün olarak bakıyorum. Müvekkillerimle sadece iş anlamında çalışamıyorum. Onlar, benim aynı zamanda dostum oluyor, kimseyle paylaşamadıklarını paylaşıyorlar, sonsuz bir güven ilişkisi oluyor aramızda. Aslında çok profesyonelce değil belki bu. O yüzden, benim işim profesyonel, ruhum amatör diyebilirim.


M.Y: Herkesin mesleğinde kendini farklı gördüğü bir yer vardır, siz bu konuda nasıl farklılaşıyorsunuz? 

C.E: Ben olaylara salt hukuki bakmamamda farklılaştığımı düşünüyorum. Hukuk, her ne kadar normları, kanunları, yönetmelikleri madde madde sıralanmış bir dal, pozitif bilim olsa da bence bunun yanında çok fazla duygusal karar da gerektiriyor. Ben, mantıkla kalbi doğru harmanlayıp çözümler bulma konusunda kendimi farklı görüyorum. Bence hukuk kesinlikle salt mantık veya rasyonel bir bilim değil. Bunun yanında çok fazla duygusallığı da barındırıyor. Çizilecek yollar, önerilecek yöntemler ve çözümlerde sadece kanun maddeleri değil, o kararların insan hayatına duygusal anlamda da nasıl yansıyacağını düşünerek hareket etmek gerekir.




M.Y: Dolayısıyla psikoloji sizin işinizin büyük bir parçasını oluşturuyor…

C.E: Evet. Ben zaten arabulucuyum, mesleğim arabuluculuk. Arabuluculuk eğitimleri alırken ders saati olarak, çok ciddi miktarda psikoloji dersleri de aldık. Ama bunun yanında, benim çok geniş bir sosyal çevrem de var ve ailem kuşaklar boyu hukukçudur. Küçüklükten bu yana bu olayların içinde olduğum için belirli bir psikolojik bilince ulaşmış oldum. Tabii aslında okudukça, izledikçe, insanların olaylara nasıl tepkiler verdiğini gördükçe bir data oluşuyor hayatımızda. Bu dataları kullanarak şunu yaparsan böyle oluru, daha önceki örnekleriyle sunabiliyorum insanlara. 


   

M.Y: Kaç senelik tecrübeniz var? Bu tecrübeler hep farklı davalardan mı gelişti?

C.E: 21 yıl oldu. Benim babam, kız kardeşim, dedelerim hep hukukçu. Avukatlık, hukuk bize kadılıktan geliyor, babamın dedesi kadıymış Osmanlı’da. O yüzden bizim hafta sonu sohbetlerimiz de hukuk üstüne oluyor. Olayları, konuları tartışıyoruz. Hem mesleki anlamda olayları gördükçe hem de sosyal hayatta bizzat yaşadıkça, işimde bu deneyimleri harmanlıyorum. Bunlar, çözüm yolları, kanun ve hukuk maddeleriyle birleşince aslında önümüze çözümler de çıkmış oluyor. O yüzden, ben sosyal bir hayatı ve hukuku birbirinden ayıramam. Avukat arkadaşlara, stajyerlere ve hukuk okuyacak herkese bunu söylüyorum. Eğer sadece eve kapanıp ders çalışan, okuyan bir insansanız avukatlıkta başarılı olamazsınız. Avukatlıkta başarılı olmanın sırrı sosyallikten geliyor.




M.Y: Olayları doğru değerlendirebilmek için her kesimden, farklı geçmişlere ve tecrübelere sahip insanları tanımak sizin için çok önemli, diyebilir miyiz? 

C.E: Kesinlikle. Ben kolej mezunuyum ve devlet üniversitesi olan Marmara Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Tabii biz belirli standartlarda, el bebek gül bebek büyüdük ama farklı hayatları tanımanın ne kadar önemli olduğunu çok erken yaşlarda fark ettim. Babam, üniversiteyi kazandığımda bana şöyle demişti; “Birinci sene senden istediğim tek şey kantinde oturman. Orada insanları gözlemle, neler yapıyorlar gör.” Gerçekten çok kısıtlı maddi imkanlarla bütün bir haftayı geçirmek zorunda olan öğrenciler vardı ve birçoğu arkadaşım oldu. Onları gözlemledim, onlarla birlikte yaşadım. Dolayısıyla, benim her kesimden arkadaşım var, halen de devam eder bu arkadaşlıklar. Tıpkı ‘doğduğun coğrafya kaderindir’ sözü gibi, doğduğun ailenin de bir kader ve şans olduğuna inanıyorum. Ben, bu şansın içinde doğdum ama bunun yanında birçok kişinin hayatıyla birlikte yaşayarak o hayatları gözlemleme fırsatı buldum. Her kesimden farklı görüşler, farklı hayat tarzlarına sahip insanlar tanımak, benim ufkumu açtı.



RÖPORTAJIN DEVAMI VE DERGİMİZİ ONLINE OKUMAK İÇİN TIKLAYIN



14