Ocak sayımız çıktı! 


Dergimizin 151. sayısı çıktı.


DERGİMİZİ TURKCELL DERGİLİK VE TÜRK TELEKOM E-DERGİ ONLİNE PLATFORMLARINDAN OKUYABİLİRSİNİZ!


Keyifli okumalar!


Şifremi Unuttum
Kaydol

Akdağlar Madencilik Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akdağ, hayatı, eğitimi, hobileri ve tespih koleksiyonuna dek birçok bilinmeyeni Quality okurlarına anlattı

01.01.2022

Adana, İzmir, Denizli ve İstanbul’da şantiyelerimiz vardı. Gündüz şantiyede, gece yoldasın. Uyumadan araba kullanırdım.


Akdağlar Madencilik Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akdağ, sizler için çok özel açıklamalarda bulundu. Sarıyer Hacıosman semtine ismini veren Hacı Osman’ın torunu olan ve 8 yaşında girdiği madende her işi yaparak bugünlere gelen Mehmet Akdağ; hayatı, eğitimi, hobileri ve tespih koleksiyonuna dek birçok bilinmeyeni Quality okurlarına anlattı.


Mehmet Akdağ’ı bize bir cümle ile özetle dersem nasıl bir cümle olurdu? 

Mehmet Akdağ doğru, vicdanlı, duygusal, çalışkan ve dürüst bir adamdır. Ailesine bağlı, ailesiyle birlikte vakit geçirmeyi seven, manevi değerlere önem veren bir insan. İstanbul’da doğduk büyüdük. Babam madenciydi. Ben de onun mesleğine devam ettim.




Çocukluk döneminiz nasıl geçti?

8 yaşında madene girdim. O zaman telefonlara bakıyordum. Şu anda 63 yaşındayım. İsteyerek girdim madene. O zaman zaten öyleydi. Herkes babasının işine devam ediyordu. İlkokulu bitirdik, orta okulu bitirdim. Lise ve üniversiteyi gece okudum çünkü gündüz çalışıyorduk. Üniversitede iktisat ve işletme okudum. Sonra Kiev Üniversitesi’ni uzaktan eğitimle bitirdim. Orada bir dostum vardı, ‘gel burayı da bitir’ dedi. 22 yaşında evlendim, 23 yaşındayken baba oldum. Zorla da evlenmedim, severek evlendim. Askere gitmeden nişanlandım, eşim o zaman 16 yaşındaydı. Askerden gelip evlendim. Sonra da üniversiteye gittim.


Akdağlar Grup hangi iş dallarında faaliyet gösteriyor?

Akdağlar Grup’un asıl işi madencilik. Bunun dışında inşaat, altyapı, asfalt, taş, kum, ithalat, ihracat işleri de var. Taş ve kum, beton ve asfaltın da hammaddesi. Asfaltın yüzde 95’i bizim ürettiğimiz malzeme. Betonun da yüzde 85’i taş. Bunu da üretiyoruz. Taş ve kum üretimi aslında medeniyetin olmazsa olmazı. Beton olmazsa medeniyet olmaz. İnsanlar ağaçların tepesinde yaşar. Baraj, yol, liman her şey bu taştan oluyor. O nedenle çok değerli bir madendir taş. Medeniyetin temelidir.




İnşaat sektörü 90’lı yıllarda yükselen bir ivme yakaladı. Geldiğimiz noktada sektörü nasıl değerlendirirsiniz?

Sektör şu anda can çekişiyor. Fiyatlar aldı başını gitti. Ne olacağını bilmiyoruz. Herkes bekliyor. Satsanız, sattığınızı yerine koyamıyorsunuz. Mal zaten eridi, 3’te 1 değere düştü. 


Bu şartlarda kendinizi nasıl motive ediyorsunuz?

Bir ton kriz atlattık ve bunları geçtik artık. Bu konularda tecrübeliyiz, bunu da atlatırız. Çok fazla bir endişemiz yok. Bir şekilde düzelecek bu işler. Bize çalışmak, üretmek ve beklemek düşüyor.


Baba ile çalışmak mı, evlat ile çalışmak mı güzel?

Allah Rahmet eylesin, öğrendiysem babamdan öğrendim. Ancak evlatla çalışmak tabii ki daha güzel. Çünkü onların başarılı olduğunu görünce gurur duyuyorsunuz. Boynuz kulağı geçti derler ya, umuyorsunuz ki hep boynuz kulağı geçsin.


Sizin babanızla çalıştığınız dönem nasıldı, hiç tokat yediniz mi?  

Fazla dayak yemedim ama çok tokat yedim tabii ki. Bizim zamanımızda dayak yemeyen çocuk var mıydı? Hata yapardın tokat yerdin, gece eve geç gidince dayak yerdin. Bizim çalışma şartlarımız ağırdı. Hiçbir şeyin eksikliğini görmedik ama çok çalıştık. 24 saat, 48 saat uyumadan çalıştığımı bilirim. Adana, İzmir, Denizli ve İstanbul’da şantiyeler vardı. Gündüz şantiyedesin, gece yoldasın. Uyumadan araba kullanırdım. Daha 8-10 yaşından itibaren ocaklarda balyoz da salladım kürek de salladım el arabası da yükledim. 




Çocukluk hayalininiz var mıydı? Büyüyünce şu olacağım şunu yapacağım dediğiniz bir hayaliniz var mıydı?

Ben kendime hep küçük küçük hayaller kurdum. Şu arabayı alacağım, şu makineyi alacağım, şu binayı yapacağım diye hayaller kurdum ve bütün hayallerime ulaştım. Avukat olayım, pilot olayım gibi bir hayalim olmadıhiç. Babam gibi iyi bir iş adamı olayım dedim ve buna da ulaştık çok şükür.


Dedenizi tanıma şansınız oldu mu? Şu anda Hacıosman semtine adını veren kişi sizin rahmetli dedeniz.

Ne yazık ki dedemi hiç tanımadım. Dedem Rize’den gelince Tarabya tarafına yerleşmiş. Hacı Osman ağır bir adamdı. 18 tane çocuğu vardı.


Dedeniz Hacı Osman’ın hikayelerini dinlemişsindir, bizimle birini paylaşır mısınız?

Dinlemez olur muyum.  Dedemin hikayelerini dinleyerek büyüdüm.  Tarabya Sarıyer bölgesi o dönem şehir dışında bir yer. Dedemin kireç ocakları varmış bir de çok büyük bağ, bahçe ve çilek tarlaları, tapulu arazisiymiş. Vahdettin’in av köşkü de o zaman Ayazağa’ya inen rampada. (Şimdiki Uniq’in olduğu yer) Vahdettin Av Köşkü’ne geldiğinde hep dedemi çağırtırmış. Dedem de ona giderken çilek götürürmüş. Ama Vahdettin dedeme ‘Osman Ağa ben tarladan koparıp yemek istiyorum” dermiş. Gidip tarladan çilek koparıp yermiş. Atatürk de İstanbul’a geldiğinde dedemi Florya’ya çağırırmış. Dedem Atatürk’ün yanına da giderken çilek götürürmüş. O yıllarda arazi çok büyük, nüfus az. Dedemin Tarabya bölgesinde büyük tarlaları, tapulu arazileri olduğu için bölgeye de Hacı Osman adı konmuş.  Bir şey daha söylemek isterim, Ankara’daki eski meclisin bahçesindeki ağaçlarını dedem buradan göndermiş. Şimdiki eski Meclis Binası’nın bahçesindeki ağaçlar dedem Hacı Osman’ın gönderdiği ağaçlarıdır.


RÖPORTAJIN DEVAMI VE ÇOK DAHA FAZLASI İÇİN TIKLAYIN


Dergimizin 151. sayısı, 1 Ocak'tan itibaren Turkcell Dergilik, Türk Telekom E-Dergi ve www.qualityofmagazine online platformlarında.


13