Aralık sayımız çıktı! 


Dergimizin 150. sayısı çıktı.


DERGİMİZİ TURKCELL DERGİLİK VE TÜRK TELEKOM E-DERGİ ONLİNE PLATFORMLARINDAN OKUYABİLİRSİNİZ!


Keyifli okumalar!


Şifremi Unuttum
Kaydol

Artero Design kurucusu Ahu Yüksel firmanın kuruluş hikayesini ve iç mimarlığa olan tutkusunu Quality'e anlattı

02.11.2021

Amacımız sayıca çok fazla proje yapmış olmak değil, mimari bakış açısıyla detaylıca çözümlenmiş, özel projelere imza atmak.


Tebriz, İstanbul ve Stutgard’da eğitimini tamamlayan iç mimar Ahu Yüksel İstanbul’da kurduğu Artero Desing ile başarılı projelere imza atıyor.  


Ahu Hanım, bize biraz kendinizden, meslek seçiminizden bahseder misiniz?

2012 yılında Tebriz Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldum, 2016 yılında, İstanbul teknik üniversitesi, mimarlık fakültesi, uluslararası iç mimarlık bölümünde, Yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Bu süreçte Erasmus programı ile Stuttgart üniversitesine geçiş yaptım. Yüksek lisan eğitimimim son senesini ise Stuttgart üniversitesinde tamamladım. Türkiye’de ve Avrupa’da çeşitli workshoplara katılarak bilgi yelpazemi daha da genişletmeye çalıştım.

 

Yüksek lisans eğitimimi tamamladıktan sonra, Türkiye döndüm ve sektöründe önde gelen mimarlık firmalarında,  mimar ve iç mimar olarak, genellikle işin tasarım ve uygulama bölümünde görev aldım. Sahada bulunmak suretiyle işi mutfağında öğrendiğimi söyleyebilirim. Yeterince tecrübeye sahip olduktan sonra da kendi markamı yaratmaya karar verdim ve 2019 yılında Artero Design Mimarlık ve iç Mimarlık firmasını kurdum. 




Sizi iç mimarlık mesleğini seçmeye iten etkenler nedir? 

Yaptığım meslek, yaratıcılığın özgürce ortaya çıkabildiği bir alan. Keşfetmeye, hayal etmeye ve üretmeye dayalı bir iş alanı. Bu terimler benim ile bütünleştiği için yaptığım seçimin doğru bir seçim olduğunu görüyorum. Hayal ettiğim objeler ve mekanları gerçek hayata geçirebildiğim zaman büyük bir haz duyuyorum ve sevdiğim işi yapan şanslı insanlardanım diye biliriz.


Sizin çok sevdiğiniz veya kendinize örnek aldığınız mimarlar var mı? 

Dinamik tasarımları ile herkesi etkileyen Zaha Hadid, fonksiyonel mekan tasarımın öncüsü Louis Henry Sullivan ve Frank Lloyd Wright beni etkileyen ve örnek aldığım dünya çapındaki isimlerdir.  


İç mimarlık da kendi içinde farklı alanlarda ayrılır, siz ne tür çalışmalar yaşıyorsunuz?   

Yaptığımız çalışmalar genellikle üst segment villa, konut, ofis, cafe ve restaurant projeleri oluyor. Mimari ve iç mimari çalışmalarının yanı sıra, Uluslararası fuar stand tasarımları, üretim ve kurulumlarını yapıyoruz ve bu alandaki tecrübemiz ile işverenleriyle karşılıklı güvenin ve çözüm odaklı aksiyonların ön planda olduğu iş birliktelikleri kuruyor ve dünya markalarına uygun iç mimarlık ve mimarlık çözümleri sunuyoruz.




Bir projenin çalışma sürecini nasıl özetlersiniz?  

Çalışma sürecimizde Müşterimiz ile yapılan görüşmelerin ardından, müşterimizin isteklerini ve ihtiyaçlarını tamamen anlamaya çalışıyoruz. Müşterilerimiz için en kaliteli malzemeyi en uygun şartlarda yapabilmek adına çalışırız. ilk olarak Proje analizi yapıp mevcut fiziksel fizibilite çalışması çıkartılıyor. 

Bizim için önemli olan mevcut sınırların, müşterinin talepleri ve yaşam planının doğrultusunda yeterli olup olmadığını analiz etmek ve tekrar bir tadilat yapılacak mı, yoksa mevcut plan bizim için yeterli olacak mı sorusuna cevap bulabilmektir. Bu Sebepten dolayı genellikle projelere kaba inşaat halinde dâhil oluyoruz. 

Proje analizinden sonra müşterilerimizin zevkine ve  tarzına uygun bir şekilde tasarım yapıyoruz. Tasarım sürecinde mekânın en son nasıl olacağını anlatmak adına profesyonel  3D çalışmaları sunuyoruz ve tasarım onaylandıktan sonra imalat ve uygulama sürecine başlıyoruz. Amacımız sayıca çok fazla proje yapmış olmak değil, Mimari bakış açısıyla detaylıca çözümlenmiş, özel projelere imza atmak.


İç mekân tasarımında malzeme seçiminde hangi etkenlere dikkat ediyorsunuz?

Tasarım Sürecinde bizim temel amacımız, öncelikle müşterilerimizin zevklerini göz önünde bulundurarak, doğaya ve çevreye saygılı tasarımlar yapmaktır. Bu sebepten dolayı iç mekânda sürdürülebilir ve çevre dostu yerel malzeme kullanma taraftarıyız. 


Belirtmek isterim ki, bir çevre dostu olarak yüksek lisans eğitim dönemimde iç mekânlarda ve özellikle hastane tasarımlarında sürdürülebilir ve nano malzemelerin etkilerini inceleyerek tamamlamış bulunmaktayım. Bu sebepten dolayı malzeme seçimimde hassasiyet göstererek daha duyarlı yaklaşmaktayım.




Ahu Hanım yaşadığımız pandemi süreci sizin sektörünüzde ne gibi değişimlere neden oldu? Bu konuda neler söylersiniz? 

Pandemi süreci mimarlık ve iç mimarlık anlayışını da etkiledi. Şöyle ki; Konutlarımız artık yemek alanı, uyuma gibi temel günlük ihtiyaçların yanı sıra egzersiz, eğlence, izole olmadan odaklanma alanlarının olduğu bu sistem, ihtiyaca göre şekillenebilen esnek bir tasarım sunmak zorunda.


Bu aşamada her mekânın daha işlevsel kullanılması, çalışma odalarının varlığı gibi, mühim meseleler “yeni normal” de mimar ve tasarımcıların çözüm üretmesi gereken temel problemler haline geldi. Pandeminin etkisinden sonra, camları açılmayan yüksek katlı kulelerin yerine, farklı çözümlenmiş, daha iyi havalandırılan, camların açılabildiği, bol güneş alan odalar, her daireye ait açık alan ve doğayla iç içe mekânlara geçileceğini göreceğiz. 

En çok Kamusal çalışma alanları ve ofislerin tasarımları değişecektir. çalışma alanlarının ayrıldığı günlere döneceğiz demiyorum ama bence açık plandan uzaklaşılacaktır ve daha yenilikçi alternatifler üretilecektir.


Ahu Hanım, fotoğraf çekimlerinizi yaptığımız Kensington Pub, sizin yaptığınız bir proje ve biz hayran kaldık. Bize Kensington Pub’ın tasarım özelliklerini anlatır mısınız?  

Öncelikle beğendiğiniz için teşekkür ederim. Biz Kensington Pub’ı tasarlarken Müşterimiz özellikle sport british pub havası yaratmamızı istedi. Ve biz bu mekanı british pub tasarım anlayışına göre “Kendinizi evinizde hissedin, sohbetin keyfini çıkarın” sloganı ile bu özel mekanı tasarladık. İç alan tasarımımızda genellikle, koyu kahverengi ve koyu haki yeşili renkleri hakim. Ayrıca koyu ve bazen kızıla çalan ahşap detaylar ve bu renklere uyumlu Roberto Cavalli duvar kâğıtları kullandık. Mobilya olarak british pub tasarım anlayışın uyum sağlayacak büyük deri koltuklar, kanepeler ve benzer renk ve tarzda bar tabureleri ekledik. Diğer bir alanda şömine gibi ev havası yaratacak objeler, loş ışıklar ve hep aynı vurguyu yapan detaylar ile karşılaşabilirsiniz.


Bu projede british pub havasını bozmadan ve sport pub temasını engetre ederek, sadecede televizyon ve ekran sayısını artırarak değil, müşterilerin o alana girdikleri zaman heyecan duyacağı bir atmosfer yaratmak istedik. Bu vurgulamaları sadece görsel olarak değil, ses ve duygu olarak ta katmak istedik.


Projenin en gözde yeri olan bar alanının tam ortasını, futbol kupasından esinlenerek tasarladık. Ayrıca barın arka bölümünde bulunan VİP oturma alanını da futbol oyuncu yedek alanından ilham alınarak tasarladık. Projemizde tavan ve kolonlarda sese duyarlı ve enerji tüketimi minimum olan led aydınlatmalar kullanıldı. Bu da farklı frekanstaki seslere, farklı tepkiler göstererek mekânı ve müşterileri daha da heyecanlı hale getiriyor. Projenin dış alanı British Garden sitilinin biraz daha şehirleşmiş anlayışı ile görebilirsiniz. Pub şubelerinin her biri birbirinden otantik, birbirinden şık dekora sahipken, Kensington’da yaptığımız çalışma ile ülkemizde, İngiliz Pub’ına en çok yaklaştığımız mekanlardan biri olmayı başardık. Yaptığımız Çalışmayı daha yakından görmek için Kensingtona uğramanızı tavsiye ederim.

13