Aralık sayımız çıktı! 


Dergimizin 150. sayısı çıktı.


DERGİMİZİ TURKCELL DERGİLİK VE TÜRK TELEKOM E-DERGİ ONLİNE PLATFORMLARINDAN OKUYABİLİRSİNİZ!


Keyifli okumalar!


Şifremi Unuttum
Kaydol

Berna Subaşı- Evren Özkarakaşlı çiftinin ilginç hayat ve aşk hikayesi Quality farkıyla sizlerle

01.11.2021

Dünya devi kurumsal firmalara strateji danışmanlığı yapıp ticari büyük ortaklık projelerini yönetiyorum


Bursa, İstanbul, Londra arasında mekik dokuyan Berna Subaşı- Evren Özkarakaşlı çiftinin ilginç hayat ve aşk hikayesini öğrenince, bu çift ile kesinlikle bir röportaj yapmalı ve onları daha yakından tanımalıyız dedim. Bursalı tekstilci bir ailenin kızı olan Berna Subaşı ile Londra’da yatırımları olan tekstilci bir ailenin oğlu Evren Özkarakaşlı’nın Paris’teki bir fuarda tanışması, Dubai’de Evren Bey’in evlilik teklifi ile mutlu bir yuva kurmalarına neden olmuş.


Karnı burnunda nikâh masasına oturan Berna Hanım, eşi Evren ve dünya güzeli iki oğlu ile İstanbul Boğazında teknede buluştuk. Yaptığımız çekimler ve samimi sohbeti gelin birlikte okuyup bu genç ve mutlu çifti daha yakından tanıyalım.     

 

Evren bey siz İngiltere doğumlu ve orada yatırımları olan genç bir iş insanısız. Öncelikle kendiniz biraz anlatır mısınız? 

Annem İngiliz, babam Türk. İngiltere'de yaşıyorlar, ben de iki ülke arasında gidip geliyorum. 16 yaşımda liseyi bitirdikten sonra direkt iş hayatına atıldım. 2015 yılında kurduğum Mallet London markasının sahibiyim. Ayakkabı olarak başladık sonrasında tekstile de girdik. Ailemin Türkiye ve Londra’da tekstil yatırımları var. Ben liseyi bittikten sonra onlarla çalışmaya başladım. 5-6 sene tecrübe kazandım. Daha sonra ailemden bağımsız çalışmak istedim. Çünkü ailem bir yerlere gelebilmişti, ben de kendim bir şeyleri başarmak adına kendi markayı kurdum.



Aileniz tekstilci, siz neden ayakkabı üreticiliğinden başladınız iş hayatınıza?

İngiltere'de ayakkabı piyasasında bir açıklık gördüm. Bilinen spor ayakkabısı üreticileri ve lüks markalar vardı. Benim planım uygun fiyata lüks ayakkabılar yapmaktı. Orada bir açıklık görünce markamızın temellerini atmaya başladım. 6 yıl oldu markamızı kuralı geldiğimiz noktadan çok memnunum.

 

6 yıl içerisinde geldiğiniz nokta nedir?

Altı yıl önce Lonra’da temelini attığım Mallet London spor ayakkabıları, şu anda başta İngiltere olmak üzere Amerika, Avrupa, Avusturalya ve Dubai'de yaklaşık 200 mağazada satışı var. Her geçen sezon giderek büyüyoruz. Kısmet olursa uygun zamanda Türkiye pazarına da gireceğiz.  



 

Berna Hanım biraz da sizi tanıyalım

Yeditepe Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okudum. Sonrasında bazı özel eğitimler almak üzere Kahire ve Londra’da bulundum. Dünya devi kurumsal firmalara strateji danışmanlığı yapıp ticari büyük ortaklık projelerini yönetiyorum. Aynı zamanda; 

  Ben de Bursa'da ihracatçı tekstilci bir ailede tekstil deneyimli yetişip boş zamanlarımda özel tasarımlar yaptığım için modacı kimliği de kazandım. Şuan danışmanlık yaptığım sektörlerin başında tekstil geliyor. Dünyaca tanınan büyük giyim markaların yönetim kurulu danışmanlığı yanında kardeşimle beraber geridönüşüm odaklı tasarımlar ve ihracat üretimi yapan Enuva Tekstil adında firmamız var. Yani aile büyüklerinden aldığımız bayrak devrini de severek ve başarıyla taşıyoruz. 



 

Eşiniz Evren Bey ile nasıl tanıştınız? Hikayenizi anlatır mısınız? 

Tekstilde Modayı gündemi takip etmek için yurtdışı fuarlara da katılıyoruz doğal olarak. Fransa’da bir fuara katılmıştık, Evren'le o fuarda ortak bir müşteri ziyaretinde tanışmıştık. 

Ancak ikimiz için de iş olduğu için o ilk tanışma çok yüzeysel bir tanışma oldu. Sonrasında Bursa'da tekrar karşılaştık. İlk karşılaşma bizi bir yere götürmemişti. Evren bey ve ailesinin şirketleri hala Bursa'daki en büyük iki üç firmadan biridir. Evren’in amacı İngiltere'de büyük bir firmayla çalışmaktı. Benim de bağlantılarım olduğu için o vesileyle Evren'le arkadaşlığımız biraz daha gelişti.



 

İş arkadaşlığı nasıl aşka dönüştü, ilk kim açıldı?

O zamanlar benim aklımda, ask evlilik falan yok. Zaman içerisinde çevremizdeki insanlar ve arkadaşlarımız yakıştırmaya ve sorular sormaya başladılar. Evren de o dönemlerde ayakkabı markası için çalışıyormuş ama ben bilmiyordum.  Evren’in çok tertemiz ve başarılı olduğunu gördüm ve dedim ki; “bu marka ilerleyecek güzel yerlere gidecek.”

 

Başlarda Evren'le çok iyi dost olmuştuk. İngiltere'ye gidip geliyorduk, birlikte hayaller kuruyorduk. Evren benden 5 yaş küçük. Bir gün bana “Artık seni o kadar çok seviyorum ki, o kadar iyi anlaşıyoruz ki bunu bir kalıba sığdıramıyorum” dedi. Bu kadar olgun takılan biri için kendinden küçük bir adam zordur ama Evren hayatımda tanıdığım ve beni en çok şaşırtan kişi oldu. İnanın tanıyan herkes çok seviyor. Garip bir tılsımı var ve bence o da kişiliğinin güzelliğinden kaynaklan çok özel bir insan. Ben evlenip çocuk yapma fikrinde değildim ama Evren fikrimi değiştirdi.


 

Aşkın evliliğe geden ilginç bir öyküsü var sanırım?

Evet kesinlikle Sevgililer Günü’ydü ve biz Dubai’deydik. Ben de 4 aylık hamileyim (Buzul'a) ama evlenme gibi bir düşüncemiz yoktu. Sevgililer Günü kutlayacağız diye çıktık. Sahilde mumlar yanan özel hazırlandığı belli olan bir yer vardı ama benim için olduğunu anlamadım. Hatta ne şanslı insanlar var dedim kendi kendime. Aslında böyle organizasyonları hiç sevmem, düğün de sevmem. O yüzden ‘bana değildir’ diye düşündüm. Sonra oraya doğru yürüdüğümüzü fark edince dedim sanırım benim için bu sürpriz. Normalde fikren söyleseniz hiç istemem böyle şeyleri ama yaşamak bir başka oluyormuş. O anı yaşayınca 18 yaşında genç bir kız gibi hissettim. Biraz da utandım karnı burnunda olduğum için. Çok farklı duygulardı. Evren göbeğimin önünde diz çöktü ve evlenme teklif etti. Evren Bey araya girip; Her şeyden önce arkadaştık, sonra en yakın arkadaşım oldu ve daha sonra o duygular yetmedi sevgili olduk o da yetmedi hamileydi Berna artık eşim olmalı dedim ve evlendik. 

 

Evren Bey, o andaki duygularınızı anlatabilir misiniz?

Heyecan vardı tabii ki de. İki senelik beraberliğimizde yaşadığımız tüm duyguların zirve noktasıydı. Kelimeler yetmiyor. Hele ki Türkçe anlatmak daha zor benim için.



 

 

Evlilik, hayatınızda neler değiştirdi?

Berna: Ben yaşım itibariyle hazırlıklıydım ama Evren için çok şey değişti. Öncelikle Türkiye'de kalma kararı verdik. Bu onu kültürel anlamda biraz şaşırttı. Önceleri Bursa'daydık, Evren orada hiç yapamadı, İstanbul'a geldik. Daha sonra acı bir şekilde köpeğimi kaybettim. Doktor kesinlikle buradan uzaklaşmamı önerdi ve Londra'ya gittik. Ancak çocuklarım da arka arkaya oldu. Küçük çocuk sorumluluğu cidden çok zor ayrıca ben çocuklarımı ülkemde, kendim yetiştirmek istedim.  Sağ olsun Evren çok fedakâr bir eş. Gerçekten benim kararlarıma çok saygı duyuyor ve ‘sen nasıl rahat edeceksen öyle olsun’ diyor. Babası aslen Türk olsa da Evren, İngiltere'de doğup büyümüş biri, işleri de orada. İngiltere memleketi sayılır, oradan ayrılıp İstanbul’a buraya yerleşmesi gerçekten büyük fedakarlık.

 

 

Evren bey siz neler söylemek istersiniz? Bir ayağınız burada diğer ayağınız Londra'da. Sizin hayatınızda evlilikle birlikte neler değişti? 

Evlilikten sonra iş hayatımda çok bir şey değişmedi, aynı hızla devam ediyorum. Berna bu konuda inanılmaz destekçi bir eş. En iyi arkadaşımla beraber yaşıyorum o anlamda inanılmaz şanslı hissediyorum kendimi. Evlilik ve iş birbirine çok benziyor, emek vermeden fedakarlık yapmadan olmaz. Zor anlar oluyor ama biraz çaba gösterirseniz harika bir sonuç çıkar! 


Berna Hanım, gelecek planlarınız nedir?

Çocuklara çok odaklandık, onların eğitimi için uygun olacak yerleri araştırıyorum. İsviçre mantıklı geliyor. Muhtemelen bir sene daha Türkiye'de kalıp sonrasında bavullarımız elimizde bir hayat süreceğiz, çünkü ailem burada olduğu için burayı da bırakamıyoruz. Tasarım firmam da burada, tekstilden hiçbir zaman kopamıyoruz tam olarak. Kreşe gönderme gibi bir düşüncem yok. Çocuğum başına gelen herhangi bir olayı bilinçli olarak bana anlatabileceği yaşa gelene kadar kesinlikle okula göndermem. O yüzden evimi okula çevirdim. Kreşte ihtiyaç duyabileceği her şey var. Orada yeterince enerjilerini atıyorlar ve etkinliklerini yapıyorlar. Sonrasında Londra'da temel eğitimlerini alabilecekleri yerleri araştıracağız. Özellikle bu pandemiden sonra çok zor bir süreç bekliyor bizi. Zaten normalde de belirsizdi, pandemiden sonra daha da belirsiz hale geldi. O yüzden mümkün olduğunca en bilinçli kesimin bulunduğu yerleri araştıracağım. Şimdilik rota İsvirçre gibi gözüküyor. Orada güzel bir okula gönderip oranın kültürüyle büyüsünler istiyoruz. Çocuklar İngiltere’de doğduğu için İngiltere vatandaşı, çifte vatandaşlığı henüz almadık.

 

Berna Hanım, sizin çocuklarınızla paylaşımınız sosyal medya hesabınızda çok ilgi görüyor. Çocuk tekstil üzerine bir projeleriniz var galiba? 

Ailelerimiz tekstilci olduğu için aşina olduğumuz bir dal. Çocuklarım için özel kıyafetler tasarlıyorum, onlar da giydikleri kıyafetleri çok iyi taşıyor. Özellikle Buzul'da öyle bir enerji var. Lonra'da lüks mağazalarda insanlar beni durdurup kıyafetleri nereden aldığımızı soruyorlar.

Buzul'un o enerjisinden yola çıkarak bir marka kurmak istedim. Arap bir yatırımcı dostum var. O da bana sürekli ‘Sen bir marka kur ben Ortadoğu’da franchise yapayım ya da ortak olayım’ diyor. Ama şimdilik bunun üzerinde çok durmuyorum. Henüz proje aşamasında. Bazen her şey dört dörtlük olmasına rağmen istediğimiz gibi sonuçlanmıyor. O yüzden zaman çok önemli. Bazen bazı şeylerin üzerine çok enerji harcandığında bu enerji yanlış boşluklara dolabiliyor. Su akar kendi yolunu bulur.

  

Berna Hanım, çocuklarınızın adı; Buzul ve Boreas. Çok özel birer isim, anlamları, hikayesi nedir? 

Tabi ki var. Boreas; Yunan mitolojisinde ‘Kış Tanrısı’ demek. Buzul da bildiğimiz buzul. Başta insanlar Buzul’un adını duyunca ‘çok soğuk karekterli olur’ gibi tepkiler veriyorlardı. Halbuki alakası yok. Buzul’un kökü kristallerden geliyor ve dünyanın en büyük tatlı su kaynağıdır. 25 yaşlarımdayken bir belgesel izlerken uyuya kalmıştım. Belgeselde buzul hakkında ‘öyle bir güç düşünün ki ona zarar verme fikri sizi yok eder’ diyordu. Çünkü bir buzul en fazla ısınır okyanusa dönüşür, soğur buz olur kısaca onu yok edemezsiniz. Orada gücünü anladım. Hep bir oğlum olursa adını Buzul koymak istedim. Evren de duyduğu gibi çok beğendi bu ismi. İnşallah ikisi de ismiyle yaşar.

  

Evren Bey sporla aranız nasıl?

Ben eskiden basketçiydim. Okulda başladım, sonra özel takımlarda devam ettim. Okuldan sonra Türkiye'de profesyonel bir takıma transfer oldum. Sakatlanınca bırakmak zorunda kaldım ve iş hayatım başladı. Son zamanlarda biraz koşmaya başladım.

 

Sizin bir rekorunuz varmış, kaç km koştunuz?

Hiç antreman yapmadan 160 kilometre koştum. İznik Gölü’nün etrafında dağların arasında bir gün hiç uyumadan koştum. 40-50 kilometreden sonra yorulmuş oluyorsunuz, o zamandan sonra iş vücuttan çıkıyor ve mental bir yarışa dönüyor. Aslında koşmaktan nefret ediyorum! Ama tam o sebepten koşuyorum. Disiplin ve çok zor şartlara karşı güçlü durmayı öğretiyor.  

 

Hobileriniz var mı?

Boğa burcuyum ama çok alakalı değilim. Evren piyano çalmaya başladı. Kendi kendine öğreniyor. Ben de sanatçı arkadaşım Seher Çelik Hanımdan şan dersleri alıyorum. Çok fazla hobilere vakit kalmıyor. Çocuklarıma şimdiden kitap okuma, sıkıştığı anda aklını kullanıp perspektif geliştirme ve hayal kurma alışkanlığı kazandırıyoruz.


14