Eylül sayımız çıktı! 


Dergimizin 133. sayısı 1 Eylül'den itibaren D&R, Remzi ve İnkilap Kitabevi gibi seçkin satış noktalarında.


DERGİMİZİ TURKCELL DERGİLİK, TÜRK TELEKOM E-DERGİ VE QUALITYOFMAGAZINE.COM ONLİNE PLATFORMLARINDAN OKUYABİLİRSİNİZ!


Keyifli okumalar!


Şifremi Unuttum
Kaydol

Dünyaca ünlü sanatçımız Ahmet Güneştekin'den Quality of magazine'e çok özel bir röportaj

31.05.2020

Belgesel filmler çektiğim yıllar boyunca devam eden araştırma gezilerim sanat anlayışımın şekillenmesini sağladı


Eserleri dünya müzelerinde sergilenen ve her sergisi büyük ilgi çeken sanatçımız Ahmet Güneştekin ile kendi adını taşıyan Sanat Merkezi’nde çok keyifli ve özel bir röportaj gerçekleştirdik. Ünlü sanatçımız sohbeti, misafirperverliği ve sevimli kedileri ile bize unutulmaz bir gün yaşattı.        


Ahmet Bey, ilk ödülünüzü ilkokul 3. sınıfta almışsınız. Resimle ilginiz nasıl ve nerede başladı? 

Çocukların renk deneyimi yetişkinlerden farklıdır. Nesnelere, renk içeriklerine göre onları yalıtmadan bakarak düş dünyalarını inşa ederler. Onlar için renk maddenin üzerine geçirilmiş bir kılıf değildir, önce renk gelir sonra form. Benim de içine doğduğum dünyanın renk uzayı belirleyici oldu, şimdiki bakışımı ve görüşümü belirledi. Gündelik eşyalarda ve doğada gördüğüm renklerin niteliğinin açık ve belirgin bir şekilde yoğunlaşmasından haz duyduğumu anımsıyorum. Renklerle oynamaya başlamamı sağlayan, etrafımı saran bu renk yoğunluğuydu. İlk olarak ailemin, sonra da okuldaki öğretmenlerimin desteğiyle çizim ve resim tekniklerini öğrenmeye başladım. 




İlk serginizi ne zaman nerede açtınız?

İlk büyük sergim ‘Karanlıktan Sonraki Renkler’ 27 Nisan 2003’te Atatürk Kültür Merkezi’nde açıldı. Çocukluğumda bilinçaltıma yerleşen renklere bakışımı ve biçime doğru ilerleyerek bu renkleri yorumlama biçimimi gösteriyordu sergi. Zamanın akışına rağmen çocuk gözümden renklere bakışımı koruyabildiğimi bana hissettiren bir sergiydi. 


1997 yılında ilk profesyonel atölyenizi kurduktan sonra Anadolu gezilerine çıkıyorsunuz. Bu gezilerdeki amacınız nedir?

Sanatı belirli bir alana hapsetme fikrinden uzak duruyorum. Sanat ve sanat pratiği her yerde gerçekleşebilir. Sanatın sahası sanat pratiğinin üretildiği ve sergilendiği alanların sanat galerisi, ya da müze gibi sabit mekanlardan çok daha fazlasını içerdiğini düşünüyorum, çünkü modern dünyada görsel deneyimimiz belirli görüş ve bakış anlarından çok farklı yerlerde gerçekleşebiliyor. Sanatı toplumsal boyutu içinde ele almak gerekir. Yerleştirme ve video sanatı bu yaklaşımın en belirgin örnekleri sanırım. Saha araştırmalarımda bunları deneyimleme fırsatı buldum. Video sanatı, görsel kültür çalışmaları açısından oldukça faydalı. Görüneni olduğu gibi burada ve şimdiliği içerisinde aktarabilmesi nedeniyle tarihe görsel bir belge, bir imge bırakmış oluyor. Burada sabitlenmiş okumalara ve görmelere bel bağlamamak önemli. 1997 ve 2003 yılları arasında ‘Güneşin İzinde’ (2005) adlı sanat temalı belgesel filmlerine kaynak olmak üzere farklı şehirlerde saha araştırmaları yürüttüm. Tarih yazımı ve mitoloji arasındaki ilişkiye ve dönüşümlerine bakmamı sağlayan bir kapsam oluştu bu araştırma gezilerinde. Sanata erişimin sınırlarını aşmaya çalıştık, ulusal müzelerin ve sanat galerilerinin koleksiyonlarını şehirlere taşıdık, yerel sanatçılarla birlikte ortak sergiler düzenledik. Sanat dünyasında çok da yaygın olmadığı bir dönemde performans sanatı olarak tanımlayabileceğimiz işler çalıştık. Bunları etnografi çalışmaları olarak değerlendirmek olası ve görsel kültür çalışmalarının bu yönteme ihtiyaç duyduğunu sanıyorum. Çünkü görsel kültür çalışmalarının kapsamı sadece sanatla ya da medyayla sınırlı kalamaz. Her imge ya da nesne kültürel bir üründür ve toplumsal boyutta onu okuma çabasında olana söyleyeceği ya da söyleteceği bir şey vardır. 




Bir dönem Coşkun Aral ile yollarınız kesişmiş ve Haberci programının sanat yönetmenliğini üstlenmişsiniz. O günleri dinlemek isterim. 

Güneşin İzinde programını TRT için hazırlamaya başlamadan önce uzun bir süre Haberci programının sanat yönetmenliğini yaptım. Coşkun Aral ile belirli ortak amaç etrafında çalışmaya başladık: Kültürel geleneklerin kaynaklarına, yerel ve evrensel olan arasındaki ilişkilere ve geçişlere bakmak. Benim için aynı zamanda arşiv niteliğinde bir bellek çalışmasına dönüştü. 


Geçmişin, deri değiştirirken yaşadığı sürekli yenilenme, tarihi yazan asıl etmen. Bir yerde donup kalmadan akıp gitmek. Eskiyle yeninin birleşimi: sorun hep bu sanırım. Bu dönem belleğin mekân ve zamanla olan ilişkisi bağlamında da okumalar yapma fırsatı verdi bana. Benim için başka bir saha çalışmasıydı ve deneyimin bilgisiyle edindiklerim, hafızama kişisel belleğime eklendi.



RÖPORTAJIN DEVAMI VE ÇOK DAHA FAZLASI İÇİN TIKLAYIN


14